31 Aralık 2013 Salı

2013 Yılı Kitap Dökümüm :)

Musmutlu yıllar şimdiden herkeseee!!! :)

Geçen post'umda 2014 için güzel dileklerimi iletmişim, tekrar edeyim yine, aşk para sağlık huzur mutluluk ve bol bol kitap 2014'te bizimle olsun inşallah :)

Bu yıl için kendime 52 kitap hedefi koymuştum, 59 kitap ile seneyi kapatıyorum. Keşke 60 olsaydı ama tek sayı iyidir, severim :)

Görsel alıntıdır.


2013 yılı okuduğum kitaplar listesi aşağıda, yorumladıklarımın altını çizip link verdim, yorumlayamadıklarım için affedin, merak ettikleriniz olursa seve seve yorumlayabilirim. :) Bir ara blogumu boşlamıştım çünkü, ama artık okur okumaz yorum girmeye dikkat ediyorum :) Listede 1 eksik kitap var, artık hangisidir bilemem :) Tam liste Vikitap.com da mevcut :)))

Candan sevgiler!


27 Aralık 2013 Cuma

Okuduklarım #58: Koku - Patrick Süskind

Selamlar!

Sanırım, bu post, 2013'ün son postu olacak.

Sevgili 2014,
2013'ten çok daha uğurlu gel bize, çok daha sevgi dolu, çok daha huzurlu, anlayışlı gel... Sağlık getir bize bol bol. Huzur getir, mutluluk... Kalplerimize yumuşaklık kat... Birazcık da para getir e mi? :)

Tabii bir de bol bol kitap :)))


Koku, Patrick Süskind
Can Yayınları, 263 sayfa

Bu kitabı hep çok merak ettim, ama bir türlü elim almaya gitmedi. Bir sürprizi bozmamak adına, nereden elime geçtiğini söylemesem de, bir vesile ile okudum. Ve gerçekten çok etkilendim.

Kahramanımız Jean-Baptiste Grenouille. Kokulara karşı insanüstü bir algısı var.. Herşeyin kokusunu alıyor, ama aklınıza gelebilecek herşeyin. Paralar nereye saklanmışsa yerini buluyor, karanlıkta burnu yardımıyla görebiliyor. Bakmasına hiç gerek yok.. Ve bir eksiği var, kendi kokusu! İnsanlar onun kokusunu almadıkları için, farkına varmıyorlar, dikkatlerini çekmiyor Grenouille. Ve bunun üzerine harekete geçiyor.

Bu kitap benim kokular üzerinde ciddi anlamda düşünmeme vesile oldu. Şimdiye kadar dikkat etmediğim kokular, hayatımızda hep var olan ama hiç önemsemediğimiz...

Şimdi sırada filmi var...

Ayrıca bu kitabı Pinuccia'nın Kış Okuma Şenliği'nde 8. Kategori {(20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere} kapsamında okudum :)

Okuyun derim arkadaşlar, sahiden!

Ve bir hatırlatma, Kitap Kardeşliği Ocak ayında Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı kitabını okuyor! Siz de gelin :) Ayrıntılı bilgi için, tık tık



Sevgiler!

19 Aralık 2013 Perşembe

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması, FastPay'i En İyi Anlatacak Yönetmenleri Bekliyor

DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile mobil cüzdan fastPay’i en iyi anlatan viral seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada dereceye girenleri 5.000 ile 15.000 TL arası ödüller bekliyor.

Yenilikçi ürün ve hizmetleriyle farklılaşan DenizBank, sektörde fark yaratan uygulaması fastPay’i en iyi anlatacak yönetmenleri bekliyor. DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile DenizBank’ın mobil cüzdanı fastPay’i en iyi anlatan kısa film seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada filmler maksimum 2 dakika sürecek. Yarışmacılar çektikleri filmlerde isterlerse viral, isterlerse gerçekten hayattan örnekler, isterlerse de sokak röportajları şeklinde bir film yapabilecek ve çekim için her türlü cihazı kullanabilecekler.

Başvuru yöntemi

Katılımcılar çektikleri videoları, video paylaşım sitesi Youtube’a yükleyecek ve linklerini DenizBank Facebook sayfasında bulunan 3. Deniz Film Fest uygulamasına girerek 20 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında başvurularını yapabilecekler. İzleyiciler, 1 - 13 Mart 2014 tarihleri arasında, uygulamada bulunan ve beğendikleri filmleri “like” ederek oylayacak. En fazla “like” alan 30 film, 17 – 28 Mart 2014 tarihleri arasında jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı ve Belgesel Yönetmeni Hasan Özgen, Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ve Yönetmen Taner Elhan’dan oluşuyor. İlk 3’e girecek filmler için DenizBank tarafından sırasıyla 15.000, 10.000 ve 5.000 TL ödül verilecek. Ödül töreni ise 8 Nisan 2014’te düzenlenecek.

Dijital bankacılıkta ezber bozan uygulama: fastPay

DenizBank’ın fastPay uygulaması özellikle gençlerin birbirlerine hızlı para transfer etmeleri, üye işyerlerinde, ellerini cebine atmadan sadece telefonlarından ödeme yapabildikleri inovatif bir mobil cüzdan uygulaması. Uygulama sayesinde DenizBank müşterisi olsun olmasın herkes cepten cebe 7/24 ücretsiz para gönderebiliyor. Kullanıcılar DenizBank Mevduat Hesabı’nı veya kredi kartını fastPay cüzdanına bağlayabiliyor, fastPay işyerlerinde alışveriş olanağına sahip oluyor. Alışverişlerde ödeme yaparken NFC, QR Kod gibi hiçbir ekstra teknolojiye ihtiyaç duyulmaması ise fastPay’in rakiplerinden ayrıldığı en önemli fark olarak dikkat çekiyor.

Ayrıca fastPay ile istenilen DenizBank ATM’sinden kartsız para çekilebiliyor. Uygulama AppStore, WindowsPhone Store ve Google play’den ücretsiz olarak indirilebiliyor.

Bilgi için:
Bersay İletişim Danışmanlığı / 0212 337 51 00
Rasim Yılmaz  /  Tel: 0212 337 51 49 / GSM: 0554 289 49 01 /  rasim.yilmaz@bersay.com.tr
Gül Mumcu Mutlay  /  Tel: 0212 337 51 79 / GSM: 0532 251 83 30 /  gulm@bersay.com.tr

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Okuduklarım #57: Anne Frank'ın Hatıra Defteri - Anne Frank

Merhaba!

Yıl bitiyor, 2013'ü uğurlayacak olmamıza seviniyorum, umarım 2014 hepimize güzellikler getirir...
Hediyelerim sahiplerine ulaşmışlar, ikinci parti hediyelerim de gelecek hafta yola çıkacaklar...
Deli gibi ders çalışmam lazım.
İki ayağım bir pabuca girecek her zamanki gibi!




Anne Frank'ın Hatıra Defteri, Anne Frank
Epsilon Yayınları, 341 sayfa

Üç günde okuyup, bitirdiğim bir kitap oldu.

Ama bende derin etkiler bıraktı. Anne Frank'ı hepimiz biliriz az çok. Hollanda'da herkes gibi kendi hallerinde yaşarken, Anne ve ailesi İkinci Dünya Savaşı'ndan herkesten daha fazla etkilenirler, Yahudi olmalarından ötürü tabii.. 1942 Temmuzunda, Arka Ev'e sığınırlar, bir umut... Tam iki yıl boyunca, iki aile, toplamda sekiz kişi, kaçak hayatı yaşarlar... 

Kendimi onun yerine koyduğum zaman gerçekten çok zorlandım. Hapis hayatı, sürekli aynı insanlar... Ama en baskın gelen şey, yakalanma korkusu.. Gestapo'yu sürekli ensende hissetmek, dışarıdan gelen toplama kampına götürülenlerin hikayeleri, evden gelen en ufak bir tıkırtıdan rahatsız olmak ki kapı çalınca hissedilen endişeden hiç bahsetmiyorm bile... Tam herşeyin yoluna girdiğini düşündüklerinde, saklandıklarının açığa çıkması ve kamplara götürülüşleri...

Gerçekten çok etkilendim. Okumanızı ve bir döneme, küçük bir kızın gözünden şahit olmanızı tavsiye ederim...

Ayrıca bu kitabı, Pinuccia'nın Kış Okuma Şenliği 10. Kategori [(25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara] kapsamında okudum.

Çizilen cümlelerim;


Kalkmıyor çocuğum, hır gür hiç kalkmıyor büyüdükçe... Sen de büyüyebilseydin görecektin...



"İnsan isteyince, hata bulmak en kolayı."


Yazmanın büyüsünü herkesin tadamıyor...


Ne kadar farklıysak da aslında hepimiz aynıyız...

Sevgiler!

16 Aralık 2013 Pazartesi

Yılbaşı Hediyen Ayağına Gelsin

YILBAŞI ALIŞVERİŞ KEYFİ

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başlangıçlar. Her sene yeni yılın gelişini büyük bir coşkuyla kutlarız. Hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağından değil belki; ama sevdiklerimizle yeni başlangıçlara adım atmaktan mutluluk duyduğumuz için. Yeni yıl aynı zamanda sevdiklerimizi sevindirmek için de güzel bir bahane. Hediye seçimi bir işkenceye dönmediği sürece! Yoğun tempoda çalışan veya öğrenim gören bizlerin doğru hediyeye ulaşmak için ayıracak günleri yok. Siz de böyle düşünüyorsanız, aşağıda hepsiburada.com’un yılbaşı sayfasından yararlanarak hazırlanan mini listeyi inceleyebilirsiniz:

Sevgiliye

Yılbaşının en klasik hediyeleri parfüm ve saat. Eğer riske girmek istemiyorsanız, erkeğe saat, kadına parfüm hediye etme geleneğini sürdürebilirsiniz. :) Mücevherler veya ihtiyaca göre teknoloji ürünleri de gayet uygun hediyeler olabilir;

- Saat almak istiyorsanız: Erkekler için saat modelleri
- Mücevher almak istiyorsanız: Melis Gold Altın Taşlı Sonsuzluk Bileklik
- Tablet almak istiyorsanız: iPad Mini

Arkadaşa

Arkaşınıza hediye seçerken, onun sürekli almayı ertelediği, ihtiyacını fark etmediği ürünlere ya da herkesin ilgi gösterebileceği ürünlere yönelebilirsiniz;

- Müzik seven arkadaş için: iPhone Dock
- Playstation seven arkadaş için: PES 2014
- İlginçlikler insanı arkadaşınız için: Furby

Aileye

Aile bireylerinin daha çok neden mutlu olacağını tahmin etmek genellikle daha kolay oluyor. İhtiyaçlarını, neden hoşlandıklarını uzun zamandır gözlemlemiş olduğumuz için belki de;

- Babanız tamir işlerinden hoşlanıyorsa: Bosch Çantalı Darbeli Matkap
- Çocuğunuza güzel bir sürpriz: Hot Wheels Çılgın Dinazor
- Anneniz için: Nevinci İnci Set

Yılbaşına özel binlerce ürün arasından dilediğinizi seçmek ve alışverişe başlamak için Yılbaşı sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli alışverişler!
Herşey Ayağına Gelsin
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Okuduklarım #56: Kurt Seyt&Murka - Nermin Bezmen

Merhaba!

Bu aralar yeniyıl hediyelerimle uğraşmaktayım :) Kitap Kardeşliği'nin yılbaşı hediyeleşme etkinliğindeki çıkan arkadaşıma ve Serpil Ablama hazırladığım hediyeleri bugün postaya verdim. Sırada canımın içi Seçil'e ve Ebru'ma göndereceğim hediyelerim var. Hediyeleşmeyi seviyorum :)

Bir de dün kardeşime akıllı telefon aldık, Line işine bulaştık. Dünden beri birbirimize sticker gönderip duruyoruz hahah :)

Yazmaya ise bu sıralar ara verdim. Aklımda bir konu var, onun üzerine yoğunlaşıyorum. Ona yoğunlaşmaktan da kısa öykülere vakit kalmıyor. Bakalım, kısmet :)


Kurt Seyt&Murka, Nermin Bezmen
PMR Yayıncılık, 540 Sayfa

Önceki yayınımda, hatırlarsanız Kurt Seyt&Shura'yı yorumlamıştım. Murka da o kitabın devamı niteliğinde, Kurt Seyt'in eşi ile ölümüne dek geçirdiği hayatını anlatıyor. Önceki kitap kadar etkileyiciydi. Kurt Seyt'e kah kızdım, kah kıyamadım. Onun yaşadığı çalkantılı ruh hallerini anlamaya çalıştım. Kimi yerlerde mutlu oldum, kiminde hüzünlendim. Shura kadar şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap Kurt Seyt&Murka benim için.

Masalsı aşkları, zorluk yıllarını, hayata direnmeyi çok güzel anlatmış Nermin Bezmen...

Tavsiyemdir. :)

Bu sıralar okuduğum çoğu kitap hoşuma gidiyor, tavsiye ediyorum. Beğenmediğim kitapları asla olumlu yorumlamıyorum, aklınıza ters birşey gelmesin. Çünkü herkes, her kitabı sevmiyor, sevemiyor. Muhakkak aralarda benim e sevmediğim kitap oluyor ama dediğim gibi şu sıralar şanslıyım :)))

Herkese sevgiler! :)

13 Aralık 2013 Cuma

Okuduklarım #55: Kurt Seyt&Shura - Nermin Bezmen

Merhaba!

Yeni yıla doğru ilerlediğimiz günlerde, birçok ilimizde kar kış kıyamet tipi hüküm sürerken, Ankara'dan günlük güneşlik -ama tabii bir o kadar da ayaz- havadan yazıyorum sizlere. :)

Hemen, kitabı tanıtmak istiyorum! Çünkü, uzum zamandır kendimi bir kitaba böyle bırakmamıştım!


Kurt Seyt&Shura, Nermin Bezmen
PMR Yayıncılık, 520 sayfa

Şimdi ben size nasıl anlatsam bu kitabı, nereden başlasam... Başlıktan da anlayacağınız gibi, kitap Kurt Seyt ve Shura'nın aşkını anlatıyor. Kişiler tamamen gerçek. Kurt Seyt Eminoff, yazarın dedesi ve Shura ise Rusya'dan Türkiye'ye onun uğruna gelen güzeller güzeli Aleksandra Julianovna Verjenskaya. Çarlık Döneminden 1917 Devrimine, oradan İstanbul'a uzanan bir aşk, bağlılık, sevgi hikayesi. Arka planında ise Çarlığın çöküşü, yaşanan karmaşalar, savaşlar, yoksulluk çok çok iyi anlatılmış.

Kitabın arkasına eklenmiş fotoğraflarla, bu aşk daha bir somut hale geliyor. Hatta ve hatta yakın bir zamanda, diziye de uyarlanacak bu güzel roman. Kurt Seyt'i Kıvanç Tatlıtuğ, Shura'yı ise Farh Zeynep Abdullah canlandıracaklarmış. Daha ne olsun? :)

Kesinlikle okuyun derim.

Ayrıca bu kitabı Pinuccia'nın Kış Okuma Şenliği, 12. Kategori {(25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını okuyanlara.} kapsamında okumuş bulunmaktayımmm :) 25 puan daha kaptım, oley :)))

Bugün ise, hemen ardından, Kurt Seyt&Murka'ya başladım :)

Herkese sevgiler!

9 Aralık 2013 Pazartesi

Okuduklarım #54: Aydınlanma Değil, Merhamet! (Gogol'un İzinde, 1. Kitap) - Alev Alatlı

Merhaba!

Cumartesi günü akşama doğru kar Ankara'ya güzel bir sürpriz yaptı. Gezip tozduktan sonra akşam eve geldik, Instagram'da gezinirken "Ankara'da kar" manzaraları görünce, "Allah Allah" dedim kendi kendime ve mutfak camından bir baktım ki ne göreyim :)


Eeee kar varken, kitap okumadan olmaz. Bu kitabımı okumam biraz zaman aldı, çünkü sahiden "esaslı" bir kitaptı.


Aydınlanma değil, Merhamet! (Gogol'un İzinde - 1 Kitap), Alev Alatlı
Everest Yayınları, 501 sayfa

Geçen dönem kütüphanede ders çalışırken, raflarda görüp beni cezbeden bir kitap olmuştu. Haziran'da aldım, uzun zamandır okumak için bekletiyordum. Pinuccia'nın Kış Okuma Şenliği 15. Kategori'ye kısmetmiş. Tabii puanları, dörtlemeyi bitirince alacağım ama :)

Kitap, derin bir kitap. Rusya'nın tarihsel değişimini, dönüşümünü ele alıyor. Çarlık dönemi, Sovyet dönemi ve Sovyetler dağıldıktan sonraki dönem, bir de Putin dönemi. Çok çok güzel tespitler var. Sadece Rusya'ya yönelik değil, ABD, diğer Avrupa devletleri, Almanya... Naziler, Yahudiler, Stalin baskısı... Roman gibi kesinlikle değil, ama roman karakterleri de var.

Kısaca, ben Gogol'un İzinde dörtlemesine devam edeceğim. Kitabın sonunda ikinci kitaptan kısa bir bölüm yer almış, bu kısım da kararımı pekiştirdi.

Siyasi tarihe meraklıysanız okuyun derim!

Çizilen cümlelerim;


Bizim çocukluğumuz böyle değildi, bizler çok şanslıyız. Ama yeni kuşak maalesef değil...


Sevgi, "ne çok" sevgi...


Yorumlaması size ait...

Sevgiler!!!


6 Aralık 2013 Cuma

Mim #1: Benimle İlgili 5 Bilgi

Merhaba! :)

Sevgili Narçelen beni mimlemiş, benim de blogumda cevaplayacağım ilk mim oldu sayesinde :) Çok teşekkür ederim sevgili Narçelen :)

Konusu, başlıktan da anlaşılacağı üzere, bana dair beş ufak bilgi. Haydi bakalım başlayalım :)

İnternette konuştuğum çok kişi, benim 30'lu yaşlarımda olduğumu düşünüyor. Oysa 26 yaşındayım. 27'me az kaldı. :) İsteyenler için ek bilgi: 22 Aralık doğumgünümdür :P Ayrıca yine Narçelen'in miminde paylaştığı bir bilgiye ben de ortak olmak isterim, görenler 26 yaşında olduğuma da pek inanmaz, 23 24 filan zanneder, gözlük küçük gösteriyor sanırım :)


görsel alıntıdır
Kedileri ne kadar çok sevsem de bir kedi sahiplenmek benim gözümü korkutuyor. Sorumluluk almak biraz zor. Hayatına evlat gibi birşey dahil ediyorsun. Vebali çok büyük. O yüzden canlı hayvan beslemek isteyenler oldukça iyi düşünsün. Kediyi bir kenara bırakalım, canlı bitki bile bakamıyorum ben ya. Evde bir tane ağacımsı şey var, onu da sağolsun eşim sular filan :) Sorumluluk hakkımı ileriye saklıyorum :)





alıntıdır
Kum deniz güneş oldukça güzel şeyler, tatil hiç sevilmez mi? Ancak benim suyla, denize girmekle aram pek yoktur. Hele ki evlenmeden evvel, ailemle tatile gittiğim zamanlar bir kere bile denize girmeden dönmüşlüklerim olmuştur. Su korkutur beni. Kendimi güvende hissetmem. Bilumum tekne, yat vs turlarından da hoşlanmam. Ama vapur başka :))) O keyfi de değişmem hiçbirşeye :)




alıntıdır
Ankara'da yaşıyorum. Bilmeyen kaldı mı bilmem :) Ve şehrimi çok seviyorum. Doğma büyüme buralıyım. :)


Ve son olarak, kitaplarımı ödünç vermeye kıyamam. Çünkü ödünç verdiğimde ya geri gelmiyor, yahut da geldiğinde cılkı çıkmış olarak buluyorum. Sayfaları yıpranmış, kapağı bükülmüş vs. O yüzden etrafımda çok yakın ve sevdiğim insanlar haricine kitap ödünç vermiyorum.

Mimi cevaplamak isteyen herkese gönderiyorum :)

3 Aralık 2013 Salı

Bilmediğim Bir Şehire Firar Etmek...

# blogfırtınası Gün 3. Dünyada istediğiniz bir yere gidebilecek olsanız nereyi seçerdiniz, düşünün. Oradaki deneyiminizi yazın.


"Neden gittin?" diye sormayasın sakın bana, öyle gerekiyordu. Sessiz sedasız karar verdim, vizemi aldım, biletimi ayarladım ve küçük bir valizle çıktım yola. Çat pat İngilizce bilgimle, Londra'ya uçtum işte. Sana bu mail'i kaldığım otelden gönderiyorum. Sırf beni merak etmeyesin diye.

Hava kapalı. Hep derler ya, Londra'nın sis meşhurdur diye, aynen öyle. Puslu, soğuk. En sevdiğim havalar. Kırmızı telefon kabinleri, reflektör gibi belli oluyor ama. Kırmızı demişken, tabii ki o iki katlı gezi otobüslerine de bineceğim, ama önce biraz daha ayaklarımı yormam gerek.

Cep telefonu büyük nimetmiş azizim ama. Kaybolmaktan korkuyor insan. İstediğin gibi gidiyorsun istediğin yere. Dün mesela Big Ben'i görmek istedim. Hani şu büyük saat kulesi var ya, nasıl çınlıyor bilemezsin. Heybetlice bir yapı. Daha sonra da London Eye'a binmeye gideceğim bir gün, her yeri kuş bakışı görmek için.

Aslında bir yere gittiğim yok, ben sana bunları öylesine yazıyorum. Firar ettim san diye. Ama oyunu yine kendim bozuyorum. Mızıkçılık ediyorum iç sesime. İç sesim de azarlıyor beni, "Biz böyle anlaşmamıştık ama! Sonra acıyı çeken hep sen oluyorsun!"

Razıyım.

***
Blog fırtınası, tamamenatiyorum.com'un başlattığı bir akım. Blog sahiplerine düzenli post girme alışkanlığı edindirmek için bir teşvik. Ben de katıldım. Ama ancak bu kadar döküldü kalemimden. Yarın daha güzel yazabilirim umarım :)

2 Aralık 2013 Pazartesi

Okuduklarım #53: Yeni Konuklar - Füruzan

Merhaba!

Yine bir kitap tanıtım yazısı. Ama ondan evvel biraz sohbet edelim. Sabahtan beri içimde bir cümle dolanıyor, "Hey gidi aralık, yine mi geldin?" diye. Aralık, yılın son ayı, eşimin doğduğu ay ve benim doğduğum ay. Birkaç gün sonrası ise yeni bir yılın başlangıcı. Aralık'ları severim. Koca bir yıl neyi yapamadı isem, aralıkta yapmak isterim. Artık ne kadarına fırsat bulabilirsem tabii.

Ben bu aralar, yavaş hızda okuma yapıyorum. Aklıma düşen cümleleri not ediyorum. Biraz örgü örüyorum, çoğunluk da tembellik ediyorum. Ders çalışmak istemiyorum. Kısa kısa bunlar var.

Ve belki de, içimde bir roman oluşturuyorum. Beynimin içinde bambaşka bir dünya var. Kimi zaman oraya kaçıyorum. Beğenmediğim yerleri değiştiriyorum. Mayalanıyorum.

Şimdi, kitabımıza gelsin sıra.


Bu kitabı, Pinuccia'nın Kış Okuma Şenliği kapsamında, ikinci kategori olan "kütüphane/ sahaf kitapları" kısmı dahilinde okudum.

Yeni Konuklar, Füruzan
Bilgi Yayınevi, 1977

Kitabı, internette oldukça meşhur olan online sahaf sitesi Nadir Kitap'tan aldım. Füruzan olduğu için aldım. :)

Füruzan bu kitapta, Almanya'ya çalışmak için giden gurbetçilerimizle röportajlar yapıyor, bu kitap o röportajlardan yapılan bir derleme. Bir kültür programı kapsamında Almanya'ya gidiyor. Amacı konuk diye tabir edilen bizim işçilerle görüşmek. Batı Berlin'den başlıyor, burada Alman okullarına giden gurbetçi çocuklarıyla konuşuyor. Çocuklar, herşeyin farkında aslında. Almanların onlara nasıl hor görüyle baktıklarının, Alman çocuklarından edindikleri arkadaşları sayesinde nasıl sınıf atladıklarının, anne babalarının Almanca bilmemesinden dolayı hissetkleri... ve daha sonra başka bir kente geçiyor. Bir maden ocağına. Burada çalışan işçilerin çoğu Türk. Onların kaldığı "heim"larda, yani yurt adı altındaki barakalarda kalıyor. İşçilerimizle konuşuyor. Nelere maruz kalmamışlar ki, boşuna değilmiş "Almanya, acı vatan!" dedikleri, okudukça daha iyi anlıyor insan; sömürülmelerini, ezilmelerini, hor görülmelerini. Hem de nasıl... Onlar Almanların gözünde "auslander"lar, küfürlerle geçiyor isimleri...

Okuyun derim, muhakkak okuyun. Mutlaka çevrenizde gurbetçilerimizden tandıklarınız vardır. Artık onlara çok daha farklı bir gözle bakacağınıza eminim!

Kitaptan birkaç cümle ile başbaşa bırakıyorum sizleri...


Bu cümleler, gurbetçi çocuklarımızın ağzından dökülenlerden. Çoğunun cümleleri birbirinin aynı.. Aile içi şiddet, daha çok çalışmak, ölürcesine...


Almanlar, kötü ev sahipliği yapıyorlar, net.


Gereksindiklerimizden fazlaso, hep daha fazlası empoze ediliyor. Bu cümlede düşünülecek öyle çok unsur var ki...

Herkese sevgiler!

26 Kasım 2013 Salı

Öykülerim #5: Görüş

Görsel alıntıdır.

Görüşe gittiğimde çıkmadı karşıma. Benden kaçıyor, biliyorum. Zorla da getirtemiyorum. Üçüncü gelişim bu. Sever diye getirdiğim börekleri, gardiyanlara bırakıyorum. Artık verirler mi, yoksa kendileri mi yerler orasını bilmem. Yün içlik de getirdim, giymez ama yine de içim rahat etsin. Mektuplarıma da cevap vermiyor. Hani diyeceğim ki, yitip gitti bu hapishanede.

Geçen gün, diğer bir arkadaşı ziyaretten dönen Gülhan’la karşılaştım. Onu sordum. “Haberim var,” dedi, “Kitap istemiş benden.” Bozuldum açıkçası. Beni hiçe sayıp, bana göre yabancı kalan birilerinden bir şeyler talep etmesi canımı sıktı. Hemen bir mektup daha yazdım, sitem ettim sayfalarca. “Beni nasıl yok sayarsın? Dışarıya çıkacağın günleri hiç mi düşünmüyorsun?” dedim. Okuduğunu biliyorum, cevap yazmasa da içine oturacağını tahmin ediyorum.

Ona senden hiç söz etmedim. Seni kullanarak benimle konuşmaya başlayacaksa, hiç konuşmasın daha iyi. Sanırım, ona en büyük şaşkınlığı da sen yaşatacaksın. Öğrendiği zaman tepkisi ne olacak çok merak ediyorum. “Bunu bana nasıl söylemezsin?!” diyecek, hesap sormalara kalkışacak. Gözleri yerinden çıkacakmış gibi olacak, öfkeden alev alacak yanakları. İşte o zaman da ben susacağım. Taş kesileceğim. Ondan bütün o kibirli suskunluklarının intikamını alacağım.

Benim evimden götürüldüğü için mi bana böyle kırgın? “Durun, yapmayın,” diyerek kendimi polislerin önüne atmadım diye mi bana bütün bu sıtmalı sessizliği? Ama yapamazdım ki, sen vardın… Seni hiçe sayıp, o hengamede kendimi çiğnetemezdim. Sana haksızlık ederdim. O gitti zaten, bir de seni mi kaybetseydim?

Avukatıyla görüştüm, “Üç yılı gözden çıkarıyorum onun adına,” dedi, “Daha fazlasından korursak, o da iyidir.” Üç yıl demek… Merak ediyorum, üç yıl hiç mi konuşmayacak benimle? Gülhan’dan alır haberleri ama. Orospu Gülhan! Karnım burnuma değince kös kös gidip yine o söyleyecek ama!


Dördüncü görüşe gitmeyeceğim. Bekleyecek beni, yine reddetmenin tadını tattıramayacak kibrine! Sen de bil babanın bütün bencilliğini bebeğim ve sakın ona benzeme!

22 Kasım 2013 Cuma

Okuduklarım #52: Düğümlere Üfleyen Kadınlar - Ece Temelkuran


Selamlar :)

Resimden de gördüğünüz üzere, 2013 yılı için kendime hedef olarak belirlediğim 52 kitaptan, 52'ncisini de bitirmiş durumdayım. Çok şükür :) 52 hafta için 52 kitap belirlemiştim, 47'nci haftanın içerisindeyiz, demek ki hedefe 5 hafta önce varmış oldum :) Bundan sonra okumalarımı Pinuccia'nın Okuma Şenliği etrafında yoğunlaştıracağım, bakalım, hatta okumak istediğim bir dünya klasiğini listeye eklemleyeceğim :)


Ama şimdi, bu yılki hedefimin son kitabını tanıtmak istiyorum;

Düğümlere Üfleyen Kadınlar, Ece Temelkuran
Everest Yayınları, 471 sayfa

Bu yıl içerisinde, öyle çok Düğümlere Üfleyen Kadınlar okuyan kişi görmüştüm ki, gerek Instagram'da gerek Twitter'da;  bende merak uyandırmıştı. Ama nedense okumak yahut listeye eklemek hiç içimden gelmemişti. Geçenlerde Kiler Market'in etiket fiyatı üzerinden %50 indirimi olunca, almak farz oldu. Sonra resimleri Instagram'da paylaşırken, sevgili Nuran da "Birlikte okuyalım" deyince, çifte güzellik oldu. :)

Kitabımızın konusu sahiden enteresan. Dört kadının yola çıkışlarını ve yolculuklarını anlatıyor. Yolculuk konusu, kitabı okuyanlara kalsın. Benim asıl bahsetmek istediğim husus, bu dört kadının dördünün de birbirinden güçlü, dirayetli, sebatkar... vs vs Madam Lilla, Maryam, Amira, anlatıcı, bizlerden bir örnek taşıyor içinde. Muhakkak, birinde kendinizi buluyorsunuz. Ben kendimi en çok Maryam'a yakın hissettim mesela. Anlatıcının ismi hiç geçmedi eserde, bu da değişik :) Hep birinci tekil şahsın gözünden tanık olduk olanlara, ama bir kere bile bu şahsın adının bahsine şahit olmadık :)

Okuyun derim, okuyun ve farkına varın. Kendinizin farkına varın. Kadınlar, gücünüzü önemseyin; erkekler, siz de içimizde nelerin yaşandığına, neleri yaşatabileceğimize şahit olun...

Bu arada, kitap kapağında gözlerini gördüğümüz kadın, Gonca Vuslateri imiş; Ece Temelkuran bir röportajda bahsetmişti.

Altı çizili cümle hallerim de bunlar;


Bu cümleyi iyice okuyup, anlamalı derim...

Evet, yaşamayan bilemez...

Sevgiler!


18 Kasım 2013 Pazartesi

Pinuccia'nın 2013 Kış Okuma Şenliği İçin Hazırladığım Kitap Listem

Evet yine hazırlamak için geç kaldığım bir yayın ile daha karşınızdayım. Pinuccia kış için okuma şenliği hazırlar da ben katılmadan durur muyum? Ama şunu söyleyeyim, listeyi hazırlarken bayağı bir zorlandım. Ayrı ayrı kitapları düşünmek, tartmak, elemek ki en zor kısmı da elemekti. :) O yüzden bu kadar geç kaldım :(

Görsel Alıntıdır.

Şimdi sadece kitapların isimlerini ve hani kategori için okuyacağımı yazacağım. Sonrasında ise okudukça tanıtımları ekleyeceğim :)

1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevin'den çıkan bir kitap

Wilbur Smith - Fırtına

2. Kategori (10 puan):Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap 

Füruzan -  Yeni Konuklar

3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap

Peride Celal - Jaguar

4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap 

En dertli olduğum kategori bu. Zira, elimdeki bütün kalın kitaplar 500 sayfadan fazla ama 600 sayfadan az. Ne yapacağımı bilemiyorum :(

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabı

Pearl S. Buck - Ana

6. Kategori ( 15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir yazarın bir kitabı

Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap 

Magda Szabo - Kapı (Macar Edebiyatı)

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere

Boris Pasternak - Doktor Jivago

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap

Italo Calvino - Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap

Anne Frank - Anne Frank'ın Hatıra Defteri

11. Kategori ( 25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap

Bu kategori için henüz bir karara ulaşamadım :(

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabı

Mehmed Uzun - Sen

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi

Türkan Şoray - Sinemam ve Ben

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap

Bu da beni çok zorlayan bir kategori oldu, araştırmalarım devam edecek :(

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap

Alev Alatlı'nın Gogol'un İzinde dörtlüsü.


Haydi bakalım, Okuma Şenliği başlasın! :)

14 Kasım 2013 Perşembe

Fotoğrafa Hikayeler #1: Dolmuş

Fotoğraf alıntıdır.


-                     Düt, düüüt, haydi dolmuş kalkıyor, binmeyen kalmasın ağabeyler!

Elinde uçuk mavi renkte, plastik bir kova kapağı tutan uzun boylu, kavruk yüzlü çocuk; yanında bekleşen diğer üçüne telaşla seslendi:

-                     Atlayın ağabeyler, yolumuz uzun!

Diğer üç çocuk, şoförün arkasına dizildi. Boy sırasına geçtiler. Şoför aralarında en uzun olandı. Bir arkasındaki çocuk, şoförün babasının eskisinden uydurulmuş bozarık gömleğinin eteğinden tuttu, arkasındakiler de aynı hareketi tekrarladılar. Şoför kalkışa hazırdı artık;

- Ücretleri gönderelim ağabeyler, dedi. Eliyle kontağı çevirir gibi yaptı, bir taraftan da ağzıyla “vıjınnn, gıvvv” diyerek kendini sallıyordu.
- Ulan bir kere de tek seferde çalış be arkadaş! Diye söylendi yüksek sesle.

Arkadan zayıf bir ses geldi;

-                     Hayırdır Şahin abi, nesi var dolmuşun?
-                     Çalışmıyor işte, vıjınnnn, gıvgıvgıvgıv, tıııırrrrrttt! Çalışmıyor öküz arabası! Ben bir inip bakayım!

Plastik kova kapağını, sahici bir direksiyon edasıyla yere bırakarak, hayali bir dolmuşu tamir etmeye koyuldu çocuk. Diğerleri de, hayran bir edayla onu izlemeye başladılar;

-                     Şahin ağabey, nesi var dolmuşun? Gidemeyecek miyiz yoksa?
-                     Yok bir şey Cengiz, şu vidaları sıkıştırsam yeter! Şuradan bana penseyi uzatsana!

Cengiz, penseyi uzatır gibi yaptı;

-                Lan Cengiz, geçen yaz seni sanayiye verdi baban, hala ayırt edemiyorsun, pense nedir, çekiç nedir!
-         Şahin ağabey, asıl sen bilmiyorsun, vida hiç penseyle mi sıkıştırılır? Ya İngiliz anahtarı, ya da tornavida lazım!
-                     Başımıza tamirci kesilme oğlum, biz de biliyoruz neyin ne olduğunu, seni deneyelim dedik!

Cengiz istifini bozmadı, ama bıyık altından gülümsemeyi de ihmal etmedi.

-                    Hah, şimdi tamam oldu, gümmm, kapağı da kapadık, haydi atlayın dolmuşa! Paraları da gönderin.

Çocuklar, elleriyle ceplerini karıştırdılar, önden arkaya uzattılar para niyetine kestikleri gazete parçalarını. Şahin bastı gaza, birbirlerinin eteklerinden tuta tuta ilerlemeye başladılar yıkık dökük gecekonduların arasında. En arkadaki küçüğün adımları yetişemiyordu diğerlerine, sızlandı;

-                  Şahin ağabey, azıcık yavaş sürsene, yetişemiyorum ben size!
-                  Ooo, sen de hemen mızıldanıyorsun be! Başka bir isteğin var mı İbo beyefendi? İndiririm valla seni dolmuştan, görürsün gününü!

Zavallı İbo, oyundan atılma tehdidiyle karşı karşıya kalınca, dudağını salladı ama eteğini de bırakmadı abisi Apo’nun. Apo ise, oyuna kendini iyice kaptırmış, camdan dışarıyı seyrediyordu. Harabeye dönmüş kerpiç bir evin önünden geçerlerken Cengiz’e;

-                     Cengiz, bak bu da benim apartman, gecekonduya müteahhit geldi, dedi ben buraya kocaman bir bina dikmek istiyorum, sana da üç daire iki dükkan vereceğim, ben de yok dedim, kabul etmedim, dört daireden aşağı olmaz. Kabul etti. Artık anamla en üst katta yaşayacağız!
-                     Atma ulan Apo, bize bile iki daireden fazlasını vermediler!
-                     İster inan, ister inanma, yalan borcum var sanki sana!

Şahin arkaya doğru dönerek,

-             Oğlum o kadar zenginseniz, dolmuşta işiniz ne lan! Diyerek ağız dolusu bir kahkaha patlattı. Ben babamdan duydum, bizim mahalleyi yıkacaklarmış, dozerler gelecekmiş, hep buraları zenginler alacakmış!

İbo ağlamaya başladı;

-                     Apo abi, evimizi mi yıkacaklar? Karabaş ne olacak, alıştıydı iyice bana, benim köpeğim olacaktı.
-                  Sen de kız gibisin be İbo, evi bıraktın bir de köpeğe ağlıyorsun! Kolay mı evimizi kaptırmak? Hele bir gelsinler yıkmaya, taşa tutarız hepimiz onları. Geçen gün sapan yaptık ya, kuşları avladığımız gibi, evimizi yıkmaya gelenlerin de işini bitiririz!

Cengiz yeniden lafa girdi;

-                     İki dakka oyun oynayalım dedik, içine ettiniz be!

Şahin, sokakta bir aşağı, bir yukarı gezinirken, geriden bir bağırtı yükseldi;

-                     Şahiiin, gene mi çöpün kapağını götürdün gavur tohumu? Evin içine kedi dalmış, heryeri batırmış, çabuk buraya gel!

Şahin, ayakları kıçına değe değe soluk mavi konduya doğru koşarken; oyunları dağılıp ortada kalan yolculardan İbo, Karabaş için ağlamaya; Apo, müteahhit hikayesine kendini inandırmaya devam etti. Cengiz ise okulu temelli bırakıp motor ustasının yanında işe başlaması için kendini zorlayan babasına okkalı bir küfür gönderdi.

12 Kasım 2013 Salı

Okuduklarım #51: Cicoz - M. Sadık Aslankara

Selamlar!

Bu hafta yazı yayınlama çılgınlığı içerisindeyim. İki günde üçüncü yazım olacak bu. Bereketli geçen bir hafta olur umarım yazı açısından :) Biliyorsunuz, benim bir hayalim var. Okunur şeyler yazabilmek üzerine. O yüzden yazdıklarımı yayınlıyorum bu mecrada. Naçizane görüşlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim :)

Bugün açısından mutlu olduğum başka bir gelişme ise, vikitap.com sitesinde 2013 yılı için belirlediğim okuma hedefimin tamamlanmasına yalnızca bir kitap kaldı, çok mutluyum :)

 

Şimdi ise, bir günde okuyup bitirdiğim kitabı tanıtacağım.


Cicoz, M. Sadık Aslankara
Can Yayınları, 125 sayfa

Bu kitabı mayıs ayındaki meşhur D&R Can Yayınları indiriminden almıştım 5 Liraya. O günden beri okumak için bekletiyordum. Dün sabah başladım. Aslında, kanımız uyuşsaydı çok daha çabuk bitirebilirdim ama, yazarın anlatım tarzı, gerçek mi hayal mi olduğu belli olmayan durumlar ve değişkenlikleri benim içimi daralttı. Anlaşamadığım nadir kitaplar arasında yerini almış oldu Cicoz böylece. Oysa ismini çok sevmiştim ben, aldanmışım (Yeşilçam aksanım devreye girer :)

Kitaptan beğendiğim tek cümle ise bu oldu;



Sevgiler!

11 Kasım 2013 Pazartesi

Kedi'nin Öyküleri #4: Mengene

Fotoğraf alıntıdır.

Şakaklarım ağrıyor, dişlerimi sıkmaktan; sakız çiğnemekten değil. Mengeneye almış gibiler başımı, öyle büyük bir baskı. Bunların hepsinin bir sebebi var; aslında hiçbir sebebi yok.

Sigara dumanının katmanlar oluşturduğu penceresiz küçük mutfakta çay bardaklarını yıkıyorum. Hayır, bu benim işim değil. Ama çay ocağına girmek için bahane uyduruyorum kendime. Orası daha samimi, insanlar koşuşturuyor. Bense tüm gün, kabalık bir katta, kendim gibi çalışanların arasında yalnız başıma oturup, telefonlara cevap vermek zorundayım. Bıkkın insanlarla konuşuyorum, sesleri öteki dünyadan gelir gibi. Dertlerini dinliyor, şikayetlerini alıyorum. “Şikayetiniz alındı, gereği en kısa zamanda yerine getirilecek.” Verdiğim vaatlere kendim de inanmıyorum. Para karşılığı yalan söylüyorum. Sabahtan akşama.

Mengene giderek sıkıştırıyor alnımı. Gözlerim yerinden çıkacak gibi. Kulaklarımda telefon sesleri uğulduyor. Sürekli canlı bir sesle konuşmak zorundayım. İnsanlar, benim içten olduğumu düşünmeli. Güven vermeliyim. Peki bana kim güven verecek? Onu geçtim, “Nasılsın?” diye hatırımın sorulmadığı haftalarım oluyor benim.

İzoleleştirilmiş bir dünya. Tüketim üzerine bir sektörde çalışıyorum. Üretim yok. Ben de üretmiyorum. Kendimi ifade edebileceğim cümleler kuramıyorum. “Değerli müşterimiz, güvenlik sebeplerinden dolayı görüşmeleriniz kayıt altına alınmaktadır.”

-          Merhaba, ben Songül, nasıl yardımcı olabilirim?

Şimdiye kadar, hayatımda en fazla tekrar ettiğim cümle. Yardımcı olmak istemiyorum, çünkü zaten olmuyorum, geçiştiriyorum.

Hepsi birbirinin kopyası olan, “yaşamkent”lerden birinde yaşıyorum. Otopark dolup taşıyor, ama ben kimseyle karşılaşmadım. Karşılaşsam ne değişirdi? Hiç! Çünkü site sakinleri olarak komşuları sevmeyiz. Kapıda karşılaşacak olsak, kaçacak delik ararız. Kapıdan girdikten sonra, güm diye kapatırız. Maaşımız arttıkça, insanlıktan aldığımız nasip azalır.

Ağrı kesici yetmiyor şakaklarımın baskısına. Doktorum, bir dişhekimine gidip, uyurken kullanmak üzere bir dişlik yaptırmamı önerdi, bu sayede şakak ağrılarım azalırmış. Ama sebebi psikolojikmiş, bir antidepresana başlasam iyi olurmuş. Minik haplar, büyük mucizeler! Uyuşuk bir beden, dumanaltı bir bilinç…

Gözlerim kararıyor, oturduğum yerde tonlarca basınca maruz kalıyorum. Yüzlerce kilometre uzaklıktan insanlar arıyorlar, telefon kablolarına dönüşmüş tüm sinir hücrelerim. Her zil sesinde, zangır zangır titreşimler. Köpükler çıkıyor ağzımdan, şaşkın şekilde izliyorum kendimi, kendime yabancı bir halde. Gözlerim pörtlüyor, sandalyeden yuvarlanıyorum. Çenem kilitlendi. Kimse fark etmedi yere kapaklandığımı. Herkes yalan söylemekle meşgul.

            - Merhaba, ben Songül, nasıl yardımcı olabilirim?




Okuduklarım #50: Beyoğlu'nun En Güzel Abisi - Ahmet Ümit

Selamlar!

Uzun süredir yine blogu boşladığımın farkındayım, tanıtmam gereken çok çok önemli bir kitabı (Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini) da tanıtmadığımın farkındayım, ama yakın zamanda telafi edeceğimi umuyorum. Günler büyük bir hızla geçiyor ve ben, hastamızla ilgilenmekten, ders çalışmaktan, kitap okumaktan daha fazlasını yapmak istiyorum. Zamanı etkili kullanmalı ki, dönüp arkama baktığımda sahiden "zamanımı güzel işlerle doldurmuşum" diyebilmeliyim, hatta diyebilmeliyiz.

Malumunuz, son 10 gündür bir TÜYAP rüzagarı esip gürlüyor, ve ben maalesef fuara gidemeyen kısma dahil olduğumdan ötürü, fuara gidebilenleri gıpta ile bazen de kıskanarak :P izliyorum. Herkesler Tüyap ganimetlerini paylaşırken ben de Kiler Market'in %50 indirimli kitap satışından istifade ederek bu güzellikleri kütüphaneme kattım;


Diğer ganimetlerim ise D&R internet sitesinden. "Kış gelince, mutlaka bir klasik okumalıyım" varsayımımdan hareketle, Savaş ve Barış'ın tam çevirisini edindim. Sevgili Leylakdalı'ndan görüp beğendiğim "Ben, Kendim ve Bergen"i, ve Kitap Kardeşliği Kasım ayı kitabı olan ve birazdan tanıtacağım Beyoğlu'nun En Güzel Abisi kitaplarını da ekledim :)


Ve, uzun zamandan sonra ilk defa dergi aldım. İki dergi ile de yeni tanışıyorum, umarım severiz birbirimizi :)


Artık, bu yılki okuduğum ellinci kitabı tanıtabilirim :) Bu yılki okuma hedefime ulaşmama yalnız 2 kitap kaldı :)


Beyoğlu'nun En Güzel Abisi, Ahmet Ümit
Everest Yayınları, 418 sayfa

Kitap Kardeşliği Kasım ayı okumamızı bu kitapla yaptık. Daha evvel Ahmet Ümit okumuştum, İstanbul Hatırası'ndan ve taaa lise yıllarında okuduğum Kukla ve Patasana'dan aşinalığım vardır yazara. Beyoğlu'nun En Güzel Abisi (kısaca artık BEGA)'nde yine bir önceki kitaptan tandığım Başkomiser Nevzat, Komiser Ali ve Zeynep ön plandaki karakterlerimiz. Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayeti, Tarlabaşı'nın köhne ve küflü sokakları arka planında çözmeye çalışıyorlar. İstanbul'un yozlaşmasını, eskiden güzide olan bu semtin yokoluşunu, ranta kurban gidişini içiniz acıya acıya okuyorsunuz. Zorunlu müsadereye uğratılan Rum vatandaşlarımızın acılarına şahit oluyorsunuz, 6-7 Eylül olaylarının vahşetini görüyorsunuz. Ve tabii ki Gezi Parkı'na da değinmeden geçmiyor Ahmet Ümit. Pek çok toplumsal acıyı sunuyor bir polisiyenin geri planında. İşte bu yüzden okumaya değer bir Ahmet Ümit kitabıdır diyorum, ve kesinlikle tavsiye ediyorum.

Birkaç altı çizili cümle;



Üzerinde düşünmeye değer, değil mi?

Sevgiler!



23 Ekim 2013 Çarşamba

Okuduklarım #48: Serenad - Zülfü Livaneli

Merhaba!

Biliyorum son zamanlarda okuma hızımı da, bloga post yazma hızımı da düşürdüm. Burayı çok sahiplendiğim için sizlere karşı sorumlu hissediyorum kendimi. Ama yetişmem zaman alıyor buraya. Bazen kitap okumayı bile özlüyorum. Derslerim var çalışmam gerekn, hastamız var ilgilenilmesi gereken, ev işleri var temizlenmesi beklenen derken... Sanırım biraz da kafamı veremiyorum. aaa bu arada, öykülerim var yazılmayı bekleyen. Bir koltukta çok karpuz var ama hiçbirini düşürmemeye çalışıyorum. Cambaz olabilitem yüksek bu sıralar.


En son bu harika kitabı okudum.

Serenad, Zülfü Livaneli,
Doğan Kitap, 481 sayfa.

Her bir sayfası ayrı ayrı takdir edilesi, mükemmel bir Livaneli klasiği bence!

Bu kitabı, nisan sonunda almıştım. O zamandan beri bekliyordum zamanının gelmesini. Twitter'da "ne okusam?" diye sorunca, sevgili Cansu dedi ki "Serenad'ı oku." Dedim kendime, zamanı gelmiş bu kitabın. İki günümü aldı bitirmem. Arefe gecesi başladım, Bayramın ikinci günü sabahı bitirdim. Tabii arada bayram gezmeleri de vardı :)

Kitabımız Maya Duran Hanım'ın ağzından anlatılıyor. Demem lazım, Livaneli bir kadın gözünden anlatma işini mükemmel bir şekilde halletmiş, tebrik edilesi bir durum!

Maya Hanım, İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler danışmanıdır, Rektör adına Yurtdışı misafilerini karşılamak, onlarla ilgilenmek gibi işleri yürütür. 2001 Şubatında ABD'den gelen 80 küsür yaşındaki Profesör Maximilian Wagner'i karşılamak ve onunla ilgilenmek de onun görevidir. Profesör konferanstan sonra kemanı ile birlikte Şile'ye gitmek ister bir sabah. Olaylar ondan sonra başlar, ve biz de efsane bir aşka tanıklık ederiz. Kitaba dair anlatabileceklerim yalnızca bu kadar, devamını kitaba bırakıyorum ki, okuma zevkinizi kaçırmayayım.

Öyle hızlı ve akıcı geçti ki, altını çizdiğim cümleleri fotoğraflayamadım, ama birkaç alıntım var tabii;

"Hepimiz içimizde, gizli, nazik davranışlarla üstü örtülen ama bir tehdit algıladığımız zaman hemen o keskin dişleriyle ortaya çıkan bir timsah taşıyoruz." sayfa 10

"Acaba yoksullar zenginlerden daha mı çok hastalanıyorlardı, yoksa nüfusları daha çok olduğu için mi hastaneleri dolduruyorlardı?" sayfa 155

"Çünkü halk ancak örgütlü olduğu zaman etkili olabilir. Yoksa tek tek insanlar, zorbalık karşısında sinerler." sayfa 245

Ama, yürekten tavsiye ederim bu kitabı. Özellikle Profesör Wagner'in aşkına diar satırları okurken, içinize birşey dokunacak. Eski zamanlarda kalan, artık bu yüzyılda varolmayan bir his...

Şu anda ise "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini"ni okumaya başladım. Ve birden Yunan coğrafyasına ilgim arttı. Tavsiye edebileceğiniz Yunan yazarlar var mı acaba?

Herkese sevgiler :)

11 Ekim 2013 Cuma

Okuduklarım #47: Bir Aradayız, Hepsi Bu - Anna Gavalda

Merhaba!

Offf! Salyangoz hızında geçen bir haftadan sonra, nihayet 9 günlük tatilin kıyısındayız. Çok yoğun geçen bir haftaydı benim için. Zaten son iki haftadır kitap okuma hızım yerlerde sürünüyor, dikkatinizi çekmiştir sanırım :) Ama elişlerim açısından da hareketli geçti, çeşitli kitap kapları ürettim, sipariş üzere istek olunca hazırlıyorum bunlardan. Eğer isterseniz, mail adresimden benimle irtibata geçmeniz yeterli olacaktır.

Bu arada şimdiden Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ederim...




Birr Aradayız, Hepsi Bu, Anna Gavalda
Doğan Kitap, 479 Sayfa


Bitirdim evet, ve ağzımda şekerli bir tat bırakan bir kitap oldu. Kaybeden'lerin farklı bir hikayesi, ama tabii bolca gülümseten, ve umut aşılayan bir kitap.. Filmi de varmış, en kısa sürede bulup izlemek istiyorum, hatta çok sabırsızlanıyorum :) Kitap hakkında daha fazla birşey anlatmayacağım, D&R'ın indiriminden almıştım, iyi ki almışım diyorum, siz de okumak isterseniz "yoo okumayın, zaman kaybı" demem. Hafif bir kitaba ihtiyacınız varsa, tavsiyemdir :)


Ben de...


"Bir kitabın dindiremeyeceği acı yoktur..."


Ben de "entel"im!!!

Sevgiler...