18 Eylül 2013 Çarşamba

Kedi'nin Öyküleri #2: Muhittin'in Doğumu(!)

Alıntıdır.

Bildiğiniz anlamda doğmadım ben. Kağıt üzerinde dünyaya merhaba dedim. Sanırım 80’lerin ortasında, entel furyalarının tekrar hortladığı dönemde, genç bir yazar namzedi çiziktirmişti beni ilk kez sayfaların üzerine. Daktilo alacak parası olan bir çocuktu ama kurşun kalemle yazmayı tercih ediyordu. Az züppeydi. Cin toniğe bayılırdı. Berbat kıyafetler giyer, çatı katında bohem bir hayat sürdüğüne inandırırdı kendini. Bilincim o zamanlardan uyanıktır benim. Sizde olduğu gibi bulanık bir bebeklik dönemim yok. Biraz kafası karışıktı, beni evvelden de dediğim gibi anlatıcı olarak tasarlamıştı başta ama vazgeçti. Figüran etti! ( Keşke anlatıcı olarak kalsaydım, kimliksiz kalırdım, bu bela isim de yapışmazdı üzerime.) Ağzımdan dökülen ilk kelimeler “Hooop! Gel, gel, sağ yap abi, sağ yap! Şimdi dikine geri!” Karpuz sergisi yamağı Muhittin, yeni gelen karpuz kamyonunu sergiye tam yanaştırmaktadır. Daha doğrusu kendi kendine çırpınmaktadır. Sonra kamyonun altında kalır. Ölür. Ama işte, gencecik yazar, beni ilk maceramda öldürmeye kıyamadı; sonra o satırları çizdi. Bana bir kamyon karpuzu boşalttırdı. Zaman zaman düşünürüm, bir kamyon karpuzu boşaltmaktansa oracıkta ölmek daha iyiydi. Üzerime birkaç gazete sayfasıyla örterlerdi. Spor sayfasıyla örtseler iyi olurdu. Cesedime bakanlar, son maç skorlarını da öğreniverirlerdi hemen. Neyse, kaderde Muhittin olmak varmış, el mahkum!

Yazar, bana dair fazla bir şey karalamadı sonrasında. Hatta öyküyü de çekmecesinde unuttu. Ben birkaç ay karpuzcu yamağı olarak, aynı işkenceye devam ettim. Sonrasında, başka bir öyküde, beni bu sefer tesisatçı yaptı. Bana ne garezi vardı? Öyle geliyor ki, yazın hayatı boyunca (iki yıl ancak sürdü) hayal dünyasında en kuvvetli imgesi bendim! Benden başka gerçekçi bir karakter oluşturamadı. Belki biraz iddialı konuşuyorum, ama durum bu! Baksanıza, yıl olmuş bilmem kaç, ben hala Muhittin olmaya devam ediyorum. Oysa karpuzcu yamağı olduğum öyküdeki esas oğlan, sayfaların arasında yitip gitti.

Tesisatçı iken, bana bir de izbe bir dükkan uydurdu ki, akıllara zarar. Ara sıra bana öğle uykusu uyuttururdu. İlle de ayaklarımı masanın üstüne attırırdı. (Maymuna çevirmiş beni, zındık!) Bu uykulardan birinde, sırf matraklık olsun diye, dükkanda cirit atan farelere kulağımı yedirmeye çalıştı. O zamanki sevgilisi –ressam olmaya yeltenen- “Ama yazık buna yaaa!” diye mızıklanmasa, Kulaksız Muhittin oluyordum! Ha, aklıma gelmişken söyleyeyim, konu kıtlığı çeken bu ressam kız da, benim birkaç soyut eskizimi çizmeye girişti o zamanlar. Neyse ki yolları tez vakitte ayrıldı da, ortaya ucube Muhittin çıkmadı.

Tesisatçıda da tutturamadı. O sırada fakir bir aileyi yazıyordu. Fakir edebiyatı içini açmayınca o defter de kapandı. Hooop, ben gene çekmece beklemeye başladım. Bir süre böyle, sil yaz, sil yaz devam etti serüvenler. Dikiş tutturamadık. Bizimkisinin başucu kitabı “Tutunamayanlar” idi. Kendini de öyle addettiği için, bir Olric çıkarmaya çalışıyordu benden. Olmadı. Mayamız farklı bir kere! Ben kiiim, Olric kim!

Ailesi de bunun bu gidişle fazla “tutunamayacağının” farkındaydı ki, bunu bir baltaya sap etmek mantığıyla, şirketlerinden birinde bir masa başına oturttular. Tabii bizimki, artık çatı katında da barınamazdı.

“Möbleli kiralık daire” olarak çatı katını kiraya verdiler. (Her zaman saçma bulmuşumdur, ‘möble’ de nesi sayın TDK?) Elbiselerini bile almadan, apar topar gitti evden. Beni hatırlamadı bile. O kokmuş çekmecede, o lağımlı tesisatçıda ne kadar kaldığımı hatırlayamıyorum.

Tekrar çekmece açıldığında gün ışığı gözlerimi kamaştırırken, ozon kokusu ciğerlerimi deşiyordu!

9 yorum:

  1. Muhittin oldukça güzel gidiyor, karpuzcu yamağı tesisatçı derken daha sonra bakalım karşımıza ne olarak çıkacak. Bekliyorum.

    Dostça kalın =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de meraklar içindeyim. Yazdıkça daha farklı şeyler geliyor aklıma :) Sevgiler :)

      Sil
  2. güzel, gerçketen güzel...

    Alışmaya başladım ben bu Muhittin'e :)

    seviyorum da galiba kendisini :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Ben de normal vaikitlerde düşünüyorum, Muhittin'le yaşıyorum beynimin içinde :D Muhittin'i sevelim :)

      Sil
  3. Ne çektin be Muhittin, ne çektin sen. :)
    Çeken sensin ana zevkle okuyan da ben. :)

    YanıtlaSil
  4. Tweetinizi okudum da yanda. Aah ben de konuyu bilmeyi severim. Kitaba başlarım, arakterleri tanır, konuyu öğrenirim veee kitabın sonunu okur ondan sonra huzuu içinde kitabı tamamlarım. :) hiç kendim gibi biriyle karşılamadım zaten.
    Koç um ben sabırsızım. Yok yedi aylıkta doğmadım ama. o heyecana dayanamıyorum, sakin ve huzurla okumaya devam etmeyi daha seviyorum. Bu filmler içinde böyle. :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhittin, günah keçisi :))

      Ya bu kitap bambaşka, kitapta neler olup bittiğini kesitiriyorum. Ve çok da saçma yani. Son iki okuduğum kitapta da o huzuru yakalayamadım. Bakalım ne olacak.

      Bu arada ben de oğlak burcuyum :D

      Sil
  5. Cümleler, anlatılanlar yine güzel fakat sanki ilk öykünün tekrarı gibi olmuş.

    İlk başta bu öykünüzü okusaydım kesinlikle bunu da çok beğenirdim. Bu öykünüzde farklı konular var ama diğer öyküyle örtüşen ögeler de var. Sadece bu yüzden küçük bir eleştirim var. Yoksa ilk başta da dediğim gibi bu öykünüz de aslında çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) eleştiriniz çok hoşuma gitti :) örtüşen ögeleri, devam niteliğinde olduğundan ötürü koymuştum, okuyucuya olanları tekrar anımsatmak için, devam niteliği üzere. Ama bundan sonraki bölümde çok benzeştirmemeye dikkat edeceğim :) Sevgiler :)

      Sil