20 Eylül 2013 Cuma

Kedi'nin Öyküleri #3: Çünkü kimse yaptığı işi sevmez! (Muhittin'e Dair)

Alıntıdır.

Üç günlük sakalı olan gözleri çökmüş bir herif, içinde bulunduğum kağıt tomarını bir hışımla eline aldı. Çöpe doğru ilerlerken bir yandan da sayfalarda hızlıca bir göz gezdiriyordu. Ben de sevinçten kuduruyordum çünkü çöpe gidince berbat Muhittin yok olacaktı! Ancak adam, aniden salonun orta yerine çöktü ve adamakıllı okumaya başladı. Bir yandan da kendi kendine mırıldanıyordu, “Şuna bak, esas adam halt etsin, Muhittin aynı ben!”

Bu yeni adam kimdi bilmiyorum. Eve sık uğramıyordu. Kimi zaman sadece sabaha karşı gelip, birkaç saat dinlenip çekip gidiyordu. Yazı çiziyle pek ilgisi yoktu, orası kesin. Ama bazı vakitler, benim içinde bulunduğum hikayeyi defalarca ve defalarca okuyordu. Ne buluyordu sahiden?! Eve ekmek parası götüremeyen aile babasının hikayesi, şu devirde çok okunan bir öykü olamayacak kadar bayattı yani! Muhittin de Muhittin diyip duruyordu.

Yine sabaha karşı geldiği vakitlerden birinde, yazı masasının başına attı kendini güç bela. Güç bela diyorum çünkü resmen ayaklı bir rakı şişesiydi. Eve nasıl geldiği benim asıl merak konumdu. Neyse… Kağıt tomarının altında kalan boşluğa bir şeyler karalamaya başladı.

“Aziz Muhittinciğim;
Şimdiye kadar hiç kimseye yakınlık duyamadım. Yaşayan ya da ölü. Annem babam dahil. Hepsi sadece insan. Genetik olarak benzeyen yanlarımızın haricinde yan yana düşünülemeyiz. Şimdiye kadar kimseye bir mektup yazmadım. Sana yazabilirim. Var olmaman bir şeyi değiştirmiyor gözümde!

Kağıt üzerinde varolduğunu fark ettiğim ikizim gibisin ama sen. Sana dair fazla bir şey bilmememe rağmen. Tesisatçısın, bazen kanalizasonları lağımları temizlersin. İşte ben de, insanların içlerindeki o lağımı temizlemek istiyorum. Ama olmuyor. Ağızlarından akıyor pislikleri. Gözlerinden fışkırıyor. İğreniyorum. Sesleri ciyak ciyak. Sen de sevmiyorsundur kesin kanalizasyonları. Ama temizliyorsun. (Ben lağımcı değilim ahbap, yine mi yanlış anlaşıldım?! Muhitinin iç sesi) Sevmediğin kesin. Çünkü kimse yaptığı işi sevmez! Ortak noktamız da bu!

Salih,”

Bu mektup kendimi gerçek hissetmemi sağladı. Kalkıp o an Salih’e sarılmak istedim. Nedenini bilmiyorum. Ses vermek istedim, gerçek olmak istedim. Sanki o Peri Anne idi, ben de Pinokyo. Duygusal olmak beter iş, baksana iki tatlı dile çözülüverdim ben de. İyi ki kız değilim! (Oldurmayacakları ne malum?!) Rakıyı arandım ilk defa, ama dükkanda rakı yoktu. (Bu arada ben hala, tesisatçı dükkanında yaşıyorum ve oradan bir yere kıpırdanamıyorum.)

Sabah Salih gitti. Çok bekledim onu. Çünkü anlaşılmanın tadına varmıştım. Beni değiştirmezdi, olduğum gibi okurdu. (İnsanlar, diğer insanları değiştirmeye bayılırlar çünkü!) Farklı anlamlar yüklemezdi bana. Ayyaş demezdi, pislik demezdi, sadece anlardı beni.

Güneş battı, gün doğdu. Döngü sürekli değişti. Arada telefonlar bangır bangır çaldı. Ama Salih gelmedi.

Sayamadığım kadar gün doğumu sonrasında bir gün, o bildik anahtar sesi geldi kulağıma..

5 yorum:

  1. Keyifle, yüzümde bir tebessümle, birazcık da korkarak okuyorum Muhittin'in hikayesini. Anlatım dili esprili, akıcı. Benzetmeler şahane. Çok keyiflendirdi beni. Bir zamanlar bir dostumun yarattığı bir karakter vardı. Muhittin bana onu anımsattı. Çok sevdim çok şahsına munhasırlığını.
    Bir yandan da korktum, endişelendim okurken bilmiyorum neden. Muhteşem bir kitap çıkar bu Muhittin'den. Blogda olması tedirgin etti beni. İşte bü yüzden Muhittin'e alışayım ama o tadını damağımda bırakıp hikayesinin gerisini kitaba saklasın istedim öyle içimden. Kitapçıda Muhittin'ın kitabını görüp heyecanlanmak dileğiyle...

    YanıtlaSil
  2. Seni öyle iyi anlıyorum ki. :) her kelimesiyle :) Ben de fazla yazmayı planlamıyorum. Yorumun beni çok mutlu etti, anlaşılmak çok güzel bir his :)

    YanıtlaSil
  3. Uc hikayesini de okuduktan sonra Muhittin faniyim artik ^.^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhittin'e devam edebilsem keşke, ama biraz tıkandım gibi :(

      Sil
  4. birkaç akışı bozan cümle dışında gayet güzel :)

    YanıtlaSil