14 Kasım 2013 Perşembe

Fotoğrafa Hikayeler #1: Dolmuş

Fotoğraf alıntıdır.


-                     Düt, düüüt, haydi dolmuş kalkıyor, binmeyen kalmasın ağabeyler!

Elinde uçuk mavi renkte, plastik bir kova kapağı tutan uzun boylu, kavruk yüzlü çocuk; yanında bekleşen diğer üçüne telaşla seslendi:

-                     Atlayın ağabeyler, yolumuz uzun!

Diğer üç çocuk, şoförün arkasına dizildi. Boy sırasına geçtiler. Şoför aralarında en uzun olandı. Bir arkasındaki çocuk, şoförün babasının eskisinden uydurulmuş bozarık gömleğinin eteğinden tuttu, arkasındakiler de aynı hareketi tekrarladılar. Şoför kalkışa hazırdı artık;

- Ücretleri gönderelim ağabeyler, dedi. Eliyle kontağı çevirir gibi yaptı, bir taraftan da ağzıyla “vıjınnn, gıvvv” diyerek kendini sallıyordu.
- Ulan bir kere de tek seferde çalış be arkadaş! Diye söylendi yüksek sesle.

Arkadan zayıf bir ses geldi;

-                     Hayırdır Şahin abi, nesi var dolmuşun?
-                     Çalışmıyor işte, vıjınnnn, gıvgıvgıvgıv, tıııırrrrrttt! Çalışmıyor öküz arabası! Ben bir inip bakayım!

Plastik kova kapağını, sahici bir direksiyon edasıyla yere bırakarak, hayali bir dolmuşu tamir etmeye koyuldu çocuk. Diğerleri de, hayran bir edayla onu izlemeye başladılar;

-                     Şahin ağabey, nesi var dolmuşun? Gidemeyecek miyiz yoksa?
-                     Yok bir şey Cengiz, şu vidaları sıkıştırsam yeter! Şuradan bana penseyi uzatsana!

Cengiz, penseyi uzatır gibi yaptı;

-                Lan Cengiz, geçen yaz seni sanayiye verdi baban, hala ayırt edemiyorsun, pense nedir, çekiç nedir!
-         Şahin ağabey, asıl sen bilmiyorsun, vida hiç penseyle mi sıkıştırılır? Ya İngiliz anahtarı, ya da tornavida lazım!
-                     Başımıza tamirci kesilme oğlum, biz de biliyoruz neyin ne olduğunu, seni deneyelim dedik!

Cengiz istifini bozmadı, ama bıyık altından gülümsemeyi de ihmal etmedi.

-                    Hah, şimdi tamam oldu, gümmm, kapağı da kapadık, haydi atlayın dolmuşa! Paraları da gönderin.

Çocuklar, elleriyle ceplerini karıştırdılar, önden arkaya uzattılar para niyetine kestikleri gazete parçalarını. Şahin bastı gaza, birbirlerinin eteklerinden tuta tuta ilerlemeye başladılar yıkık dökük gecekonduların arasında. En arkadaki küçüğün adımları yetişemiyordu diğerlerine, sızlandı;

-                  Şahin ağabey, azıcık yavaş sürsene, yetişemiyorum ben size!
-                  Ooo, sen de hemen mızıldanıyorsun be! Başka bir isteğin var mı İbo beyefendi? İndiririm valla seni dolmuştan, görürsün gününü!

Zavallı İbo, oyundan atılma tehdidiyle karşı karşıya kalınca, dudağını salladı ama eteğini de bırakmadı abisi Apo’nun. Apo ise, oyuna kendini iyice kaptırmış, camdan dışarıyı seyrediyordu. Harabeye dönmüş kerpiç bir evin önünden geçerlerken Cengiz’e;

-                     Cengiz, bak bu da benim apartman, gecekonduya müteahhit geldi, dedi ben buraya kocaman bir bina dikmek istiyorum, sana da üç daire iki dükkan vereceğim, ben de yok dedim, kabul etmedim, dört daireden aşağı olmaz. Kabul etti. Artık anamla en üst katta yaşayacağız!
-                     Atma ulan Apo, bize bile iki daireden fazlasını vermediler!
-                     İster inan, ister inanma, yalan borcum var sanki sana!

Şahin arkaya doğru dönerek,

-             Oğlum o kadar zenginseniz, dolmuşta işiniz ne lan! Diyerek ağız dolusu bir kahkaha patlattı. Ben babamdan duydum, bizim mahalleyi yıkacaklarmış, dozerler gelecekmiş, hep buraları zenginler alacakmış!

İbo ağlamaya başladı;

-                     Apo abi, evimizi mi yıkacaklar? Karabaş ne olacak, alıştıydı iyice bana, benim köpeğim olacaktı.
-                  Sen de kız gibisin be İbo, evi bıraktın bir de köpeğe ağlıyorsun! Kolay mı evimizi kaptırmak? Hele bir gelsinler yıkmaya, taşa tutarız hepimiz onları. Geçen gün sapan yaptık ya, kuşları avladığımız gibi, evimizi yıkmaya gelenlerin de işini bitiririz!

Cengiz yeniden lafa girdi;

-                     İki dakka oyun oynayalım dedik, içine ettiniz be!

Şahin, sokakta bir aşağı, bir yukarı gezinirken, geriden bir bağırtı yükseldi;

-                     Şahiiin, gene mi çöpün kapağını götürdün gavur tohumu? Evin içine kedi dalmış, heryeri batırmış, çabuk buraya gel!

Şahin, ayakları kıçına değe değe soluk mavi konduya doğru koşarken; oyunları dağılıp ortada kalan yolculardan İbo, Karabaş için ağlamaya; Apo, müteahhit hikayesine kendini inandırmaya devam etti. Cengiz ise okulu temelli bırakıp motor ustasının yanında işe başlaması için kendini zorlayan babasına okkalı bir küfür gönderdi.

7 yorum:

  1. Suratımda bir sırıtışla okudum. Çocukluğuma döndürdün beni yeniden. Sen ne güzel bişeysin ve bu yazdıklarına da yansıyor işte. Başarıların daim olsun canım benim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O senin okuyan gözünün güzelliği canım benim. Desteğini hep hissediyorum. İyi ki varsın :)

      Sil
  2. Sanırım buraya ilk gelişim.

    Kafa Dergi ve Ters Düz adlı iki bloguma da bekliyorum. Sevgilerimle... :)

    YanıtlaSil
  3. Çocukların dünyasından ne kadar güzel anlatmışsınız. Yüreğinize sağlık...

    Hümeyra

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hümeyra Hanım, çok teşekkür ederim :) çok sağolun :))

      Sil
  4. gayet güzel bir öykü olmuş bu.

    YanıtlaSil