11 Kasım 2013 Pazartesi

Kedi'nin Öyküleri #4: Mengene

Fotoğraf alıntıdır.

Şakaklarım ağrıyor, dişlerimi sıkmaktan; sakız çiğnemekten değil. Mengeneye almış gibiler başımı, öyle büyük bir baskı. Bunların hepsinin bir sebebi var; aslında hiçbir sebebi yok.

Sigara dumanının katmanlar oluşturduğu penceresiz küçük mutfakta çay bardaklarını yıkıyorum. Hayır, bu benim işim değil. Ama çay ocağına girmek için bahane uyduruyorum kendime. Orası daha samimi, insanlar koşuşturuyor. Bense tüm gün, kabalık bir katta, kendim gibi çalışanların arasında yalnız başıma oturup, telefonlara cevap vermek zorundayım. Bıkkın insanlarla konuşuyorum, sesleri öteki dünyadan gelir gibi. Dertlerini dinliyor, şikayetlerini alıyorum. “Şikayetiniz alındı, gereği en kısa zamanda yerine getirilecek.” Verdiğim vaatlere kendim de inanmıyorum. Para karşılığı yalan söylüyorum. Sabahtan akşama.

Mengene giderek sıkıştırıyor alnımı. Gözlerim yerinden çıkacak gibi. Kulaklarımda telefon sesleri uğulduyor. Sürekli canlı bir sesle konuşmak zorundayım. İnsanlar, benim içten olduğumu düşünmeli. Güven vermeliyim. Peki bana kim güven verecek? Onu geçtim, “Nasılsın?” diye hatırımın sorulmadığı haftalarım oluyor benim.

İzoleleştirilmiş bir dünya. Tüketim üzerine bir sektörde çalışıyorum. Üretim yok. Ben de üretmiyorum. Kendimi ifade edebileceğim cümleler kuramıyorum. “Değerli müşterimiz, güvenlik sebeplerinden dolayı görüşmeleriniz kayıt altına alınmaktadır.”

-          Merhaba, ben Songül, nasıl yardımcı olabilirim?

Şimdiye kadar, hayatımda en fazla tekrar ettiğim cümle. Yardımcı olmak istemiyorum, çünkü zaten olmuyorum, geçiştiriyorum.

Hepsi birbirinin kopyası olan, “yaşamkent”lerden birinde yaşıyorum. Otopark dolup taşıyor, ama ben kimseyle karşılaşmadım. Karşılaşsam ne değişirdi? Hiç! Çünkü site sakinleri olarak komşuları sevmeyiz. Kapıda karşılaşacak olsak, kaçacak delik ararız. Kapıdan girdikten sonra, güm diye kapatırız. Maaşımız arttıkça, insanlıktan aldığımız nasip azalır.

Ağrı kesici yetmiyor şakaklarımın baskısına. Doktorum, bir dişhekimine gidip, uyurken kullanmak üzere bir dişlik yaptırmamı önerdi, bu sayede şakak ağrılarım azalırmış. Ama sebebi psikolojikmiş, bir antidepresana başlasam iyi olurmuş. Minik haplar, büyük mucizeler! Uyuşuk bir beden, dumanaltı bir bilinç…

Gözlerim kararıyor, oturduğum yerde tonlarca basınca maruz kalıyorum. Yüzlerce kilometre uzaklıktan insanlar arıyorlar, telefon kablolarına dönüşmüş tüm sinir hücrelerim. Her zil sesinde, zangır zangır titreşimler. Köpükler çıkıyor ağzımdan, şaşkın şekilde izliyorum kendimi, kendime yabancı bir halde. Gözlerim pörtlüyor, sandalyeden yuvarlanıyorum. Çenem kilitlendi. Kimse fark etmedi yere kapaklandığımı. Herkes yalan söylemekle meşgul.

            - Merhaba, ben Songül, nasıl yardımcı olabilirim?




6 yorum:

  1. Kitapçı Kedisi, ne güzel bir anlatımın var. Hani hep dakikalarca bekletildiğimiz anlardan sonra karşımıza çıkan Call Center çalışanlarını hep merak etmişimdir biliyor musun? Pek çok kez bekletilmenin acısını onlardan çıkardıysam da pişmanlık duymadım değil. Çok beğendim öykünü. Devamı da olacak mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitapsız Kedi, zaman ayırıp okuduğun için çok teşekkür ederim. Sizden bu yorumları aldıkça cesaretleniyorum. :) Ama bunun devamını getiremem sanıyorum. Başka bir öyküde farklı bir durumu paylaşırım inşallah :)

      Sil
  2. çok beğendim... tebrik ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Kitap Böceğim, senden bu yorumu almak ayrı güzel :)

      Sil
  3. Merhaba, 'kendimi gördüm' deyip çekip gitmeye gönlüm razı olmadı. Bende amatörce öykü yazmaya çalışıyorum. Anlatımınızın akıcılığını ve öykünüzün konusunu beğendim. Ancak "Hepsi birbirinin kopyası olan, “yaşamkent”lerden birinde yaşıyorum..."la başlayan paragraf biraz sırıtmış arada. Tamamen farklı bir konuya geçiş yaptığınız izlenimini veriyor ama tekrar aynı konuya geri geliyorsunuz. Bu da kopukluk yapmış öykü bütünlüğünde , bence tabi.

    Bloğunuzun yeni takipçisi, selamlar. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! Öncelikle hoşgeldiniz :) Olumlu eleştiriniz için teşekkür ederim. İstediğim tam da böyle bir şey, yol gösterecek türden. Her gün yazmaya uğraşıyorum, umarım kendi yolumu bulurum bir gün :)

      Selamlar :)

      Sil