3 Aralık 2013 Salı

Bilmediğim Bir Şehire Firar Etmek...

# blogfırtınası Gün 3. Dünyada istediğiniz bir yere gidebilecek olsanız nereyi seçerdiniz, düşünün. Oradaki deneyiminizi yazın.


"Neden gittin?" diye sormayasın sakın bana, öyle gerekiyordu. Sessiz sedasız karar verdim, vizemi aldım, biletimi ayarladım ve küçük bir valizle çıktım yola. Çat pat İngilizce bilgimle, Londra'ya uçtum işte. Sana bu mail'i kaldığım otelden gönderiyorum. Sırf beni merak etmeyesin diye.

Hava kapalı. Hep derler ya, Londra'nın sis meşhurdur diye, aynen öyle. Puslu, soğuk. En sevdiğim havalar. Kırmızı telefon kabinleri, reflektör gibi belli oluyor ama. Kırmızı demişken, tabii ki o iki katlı gezi otobüslerine de bineceğim, ama önce biraz daha ayaklarımı yormam gerek.

Cep telefonu büyük nimetmiş azizim ama. Kaybolmaktan korkuyor insan. İstediğin gibi gidiyorsun istediğin yere. Dün mesela Big Ben'i görmek istedim. Hani şu büyük saat kulesi var ya, nasıl çınlıyor bilemezsin. Heybetlice bir yapı. Daha sonra da London Eye'a binmeye gideceğim bir gün, her yeri kuş bakışı görmek için.

Aslında bir yere gittiğim yok, ben sana bunları öylesine yazıyorum. Firar ettim san diye. Ama oyunu yine kendim bozuyorum. Mızıkçılık ediyorum iç sesime. İç sesim de azarlıyor beni, "Biz böyle anlaşmamıştık ama! Sonra acıyı çeken hep sen oluyorsun!"

Razıyım.

***
Blog fırtınası, tamamenatiyorum.com'un başlattığı bir akım. Blog sahiplerine düzenli post girme alışkanlığı edindirmek için bir teşvik. Ben de katıldım. Ama ancak bu kadar döküldü kalemimden. Yarın daha güzel yazabilirim umarım :)

5 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş, keyifle okudum..

    YanıtlaSil
  2. Londra ve kırmızı telefon kulübesi, ayrılmaz ikili.
    Umarım bir gün gerçekten oradan yazarsın bize.
    bende bi mimin var bu arada..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel söylemişsin, keşke, inşallah :)
      Mimini cevapladım, bir kez de buradan teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Bilsem el sallardım. Bana çok yakındınız.:)

    YanıtlaSil