25 Şubat 2014 Salı

Okuduklarım #8: Sen - Mehmed Uzun

Merhaba!

Uzun zamandan sonra kapalı olan bir havadan yazıyorum ve bu beni fazlasıyla mutlu ediyor. Evet, biraz şaşırtıcı gelebilir ama, kış aylarında Ankara'da bahar havasının yaşanması gerçekten çok ama çok ürkütücü benim için. Bunu Twitter'da da defalarca yazmışımdır. Nihayet yağmur gösterdi yüzünü, darısının kar'a bulaşmasını istiyor ve kitabın yorumuna geçiyorum :)


Sen, Mehmed Uzun
İthaki Yayınları, 215 sayfa

Mehmed Uzun kitaplarına sık sık Instagram'da rastlıyordum ve gördüğüm yorumlar beni yazarı okumaya yönlendirdi. Ben de gelişigüzel değil de kronolojik sıralama ile başlamak istedim ve yazarın ilk kitabı olan "Sen"i tercih ettim.

Kitapta, bir gencin dünü ve bugünü anlatılıyor. Dünü, geçmişi, hücreye atılana kadar olan yaşamı ikinci tekil şahsın ağzından; şimdiki hücrede geçen anlatı ise anlatıcının ağzından yazılmış.

Etkilendim, çünkü yazarın dili çok etkileyici ve betimlemeleri çok şiirseldi. Farklı bir açıdan yazıldığı için kimi yerlerde okurken zorlandım, yalan yok. Yazarın diğer kitapları ile Mehmed Uzun okumaya devam edeceğim ama.

Kitap Kardeşliği Mart 2014 okumamız başlamadan evvel ne okusam diye düşünüyorum şimdi de :)

Sevgiler!

21 Şubat 2014 Cuma

Okuduklarım #7: Sinemam ve Ben - Türkan Şoray

Merhaba!

Bugün güne müzikle başladım. Barış Manço eşliğinde yazıyorum bu yazıyı. Özlüyorum onu çoğumuz gibi... Keşke hala hayatta olsaydı da bize güzel şarkılar armağan etmeye devam etseydi. Nurlar içinde yatısn inşallah...

Karamazov Kardeşler ile yaptığım uzun yolculuktan sonra, kendimi toplamam zaman alır diyordum ama öyle olmadı. Türkan Şoray'ın kendi kaleminden otobiyografisi ile bunu atlattım. İki günde aktı 388 sayfa...


Sinemam ve Ben, Türkan Şoray
NTV Yayınları, 388 sayfa

Küçüklüğümden itibaren Türk filmlerine çok büyük ilgim vardır. Çizgifilmlerden de çok severdim Yeşilçam filmlerini izlemeyi. Ve en sevdiğim aktris de Türkan Şoray'dı. Simsiyah saçları, ateş parçası gözleri ile büyük bir hayranlık duyardım kendisine. Kitabının yayınlandığını duyunca büyük bir mutluluk duymuştum. Ama biraz geç edindim, elimde okunmayı bekleyen birçok kitap olunca da maalesef bir süre daha bekledi. Karamazov'lar bittikten sonra, bana iyi gelecek tek kitabın bu olduğunu düşündüm. Ve başladım. Yukarıda yazdığım gibi iki günde de bitirdim :)

"Sultan"ın çocukluk yıllarından başlıyor öyküsü. Sinemaya adım atışını, yükselişini oldukça sade ve güzel bir dille anlatıyor bize. Sonra yönetmenliğe adım atışı... Melodramların Kraliçesiyken, toplumsal duyarlılıkla çekilen toplum filmlerine geçişini... Cemo filmini çekerken attan düşerek geçirdiği kazayı, atlattığı ölüm tehlikesini. Filmlerine dair acı tatlı anılarını. O efsane "Selvi Boylum, Al Yazmalım"ını. Ünlü Şoray kanunlarını, bu kanunları sonra nasıl değiştirdiğini.. Sosyal sorumluluk projelerini, dostlarını, Yağmur'un doğumunu.. Sultan'a dair merak ettiğiniz ne varsa, bir bir cevaplıyor sizin için siz sormadan.. Sadece özel hayatına girenler hakkında son derece kapalı konuşmuş. Aşklarını pek derin göremiyorsunuz kitapta. Bunun haricinde herşey oldukça güzel ve düzgün anlatılmış.

Kendi arşivinden resimler, o harika fotoğraflar. Filmlerin unutulmaz kareleri, afişleri... Görsel açıdan da oldukça zengin bir kitap.

Türkan Şoray'ı sevenler, hayatını merak edenler için kaçırılmaması gereken bir kitap. Türk Sineması'nın bir dönemine şahit olmak isterseniz de okuyabilirsiniz. Ben çok beğendim...


Bu satırlar beni çok etkiledi...

Herkese sevgiler!

18 Şubat 2014 Salı

Okuduklarım #6: Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Merhaba!

Ne kadar uzun zamandır yazmamışım yine. Ama, hep bu Karamazovlar yüzünden oldu inanın. 1025 sayfalık uzun bir maratondu benim için bu kitap. "Her kış, muhakkak bir klasik okunmalı!" düsturumdan yola çıkarak, aldım kitabı elime ve sayfaları çevirmeye başladım. Araya, bir de Kitap Kardeşliği Şubat 2014 kitabı olan 500 sayfaya yakın Martin Eden'ı sıkıştırdım. Bu da haliyle kitabı okuma süremi uzattı. Ve 27 günde bitti!


Karamazov Kardeşler, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
İş Bankası Kültür Yayınları Hsan Ali Yücel Klasikler Dizisi, 1025 sayfa

Kitap, isminden de anlaşılacağı üzere, baba Fyodor Pavloviç Karamazov ve oğulları Dmitri Fyodoroviç, İvan Fyodoroviç ve Aleksey Fyodoroviç etrafında şekilleniyor. Bana Fyodor Pavloviç, aksi, sonradan zengin olan köşede kalan bir soylu, hile hurda ile başkalarının mallarını elinden alan, onları senede bağlayıp geçinen ve oğullarının mirasının üzerine konan bir ahlaksız adam. En büyük oğlu Dmitri, eski bir teğmen; ortanca İvan yüksek eğitim görmüş, küçük oğlu Aleksey ise rahip olma yolunda dini bütün ve inanılmaz derecede saf yürekli, meleksi bir insan... 

Uzun uzadıya, ben burada kitabın konusunu anlatamayacağım, sadece bitirir bitirmez şu anki hislerimi yazıyorum... Bu kitabı okuyun derim, içindeki ruh betimlemeleri, karakter çözümlemeleri açısından çok derin. Her bir karakter farklı bir kişilik özelliğini yansıtıyor. Olay örgüsü çok dağınık olmakla birlikte, zaten onların iç dünyasına şahit olmakla olay örgüsünün üzerinde fazla durmuyorsunuz.

Size önerim; bu kitabı okumaya başlayacaksanız, uzun bir okuma maratonuna hazırlıklı olun. Ben araya başka kitaplar aldım ama, mümkün olduğunca siz bunu yapmayın. Ne kadar kesintisiz okursanız o kadar olaydan ve karakterlerden kopmaz, soğumazsınız. Sonlara doğru, özellikle son 100 sayfada, sabır taşınız kalkıyor ve "Ne zaman bitecek?" diye söylenmeye başlayabiliyorsunuz, ama sabırlı olun ve okumaya devam edin. Sayfalar bittiğinde, uzun bir rüyadan uyanmış gibi hissedecek ve mutlu olacaksınız. Büyük hacimli kitapları okumak sahiden sabır istiyor, ama sonunda mükafatlanıyorsunuz! :)

Sizi altı çizili cümlelerime başbaşa bırakıyor ve "Hangi kitaba başlasam acaba?" düşüncelerime doğru yola çıkıyorum :) Herkese sevgiler!





5 Şubat 2014 Çarşamba

Okuduklarım #5: Martin Eden - Jack London

Merhaba!

Bu aralar bloga oldukça az zaman ayırabiliyorum. Okuma hızım düşmedi ancak ben büyük cüsseli bir kitap olan Karamazov Kardeşler'e başladım ve kendisi 1025 sayfa olmasından ötürü üç dört kitaba denk. :) Bir de Kitap Kardeşliği Şubat gelince, tabii ona da katılmadan edemezdim ve Karamazovlar bir köşede sessiz sedasız bekleşirken ben de Martin Eden'i okudum, hatta bugün bitirdim ve izlenimlerimi hemen sizinle paylaşmak istedim :)


Martin Eden, Jack London
İthaki Yayınları, 470 sayfa

Martin Eden, Kitap Kardeşliği Şubat 2014 okuması için oy çokluğuyla seçilen kitabımızdı. Oylamada ben Dostoyevski'den Suç ve Ceza için oy kullandım fakat sonucun Martin Eden olmasına da sevindim. Çünkü klasik okumaya son zamanlarda bayağı ağırlık vermeme rağmen tercihlerim, ilgim doğrultusunda her daim Rus edebiyatından yana oluyordu. Daha evvelden Amerikan edebiyatına ait bir klasik okumamam bir yana, Jack London'ın kaleminden de evvelce hiç kitap okumamıştım. Bu açıdan, Martin Eden tarafım için çifte şans oldu.

Kitabın isminden müsemma, baş karakterimiz Martin Eden, sıradan bir genç adam, hayatını kazanmak için ticaret yapan açık deniz gemilerinde tayfa olarak çalışır. Kazandığı parayla da bir dahaki sefere kadar gezer, tozar. Martin bir gün, hatırı sayılır bir aile olan Morse'ların oğlu Arthur'u giriştiği bir kavgadan kurtardığı için Arthur tarafından evlerine yemeğe davet edilir. Bu alt sınıftan Martin'in üst tabaka bir ortama ilk defa adım atışı ve ilk kez "Bay Eden" olarak karşılanışıdır. O ise bu evdeki eşyalara zarar vermekten korkacak kadar kaba saba olduğunu düşünerek, bir şeylere zarar vermemek için kendini frenlemekle meşguldür. Bu hayat ona oldukça yabancıdır. Oturma odasında karşılaştığı kitaplar ise onu resmen büyüler, çünkü kendisi de ara sıra kütüphaneden ödünç kitap alıp okumaktadır. Oturma odasında kitapları karıştırırken tanıştığı Ruth ise onu adeta büyüler ve çok klişe bir tabirle "yıldırım aşkına" tutulur. Ruth, Arthur'un kız kardeşidir. Üniversitede edebiyat eğitimi almaktadır. Martin o ana dek birçok alt tabaka kızla ilişki yaşamasına rağmen, sıradan sayılabilecek güzelliğine karşın Ruth'a tutulmuştur. Çünkü Ruth onu, zekası, edebiyat bilgisi, nazikliği ve daha birçok yönü ile büyülemiştir. Bu üst tabaka kıza kendini beğendirmek arzusuyla ertesi günden itibaren kendini geliştirme çabalarına girişir Martin. Kütüphaneden kitaplar alır, davranışlarına çeki düzen vermeye çalışır, yanlış telaffuzunu düzeltmeye uğraşır, dişinden tırnağından artırıp kıyafetlerini hale yola koyar. 

Ruth ise ona eğitilebilecek bir alt tabaka olarak bakmakta ve ona yol gösterme niyetindedir.

Martin, edebiyata yönelir. Kendini kısa öyküler, şiirler yazmaya verir. Büyük bir yazar olup, Ruth'un gönlünü kazanmayı amaçlamaktadır. Yalnız bu sayede onunla arasında mevcut olan derin uçurumun kapanacağını ve Ruth'u elde edeceğini düşünür. Başka türlüsü olamaz...

Dergilere sürekli yazılarını gönderir, ne var ki gönderdiği yazılar tek tek reddedilirken, Ruth da onun yazılarını oldukça değersiz bulmaktadır. Martin'i kırmak istemediğinden ona bunu anlatamaz. Martin ise bir gün muhakkak değerinin anlaşılacağı umudu ve Ruth'un aşkı ile yazmaya devam eder... Devamı kitapta :)

Burjuvazinin tüm acımasızlığı ve zorbalığını açıkça ortaya koymuş Jack London. İnsanların dış görünümüne, içlerinde hissettiklerinden çok daha fazla önem verilmesinden ustaca bahsetmiş. Üst tabakanın sıradan insanlara hakir bakışını, çarkları arasında bu insanları ezişlerini anlatmış.

Kendi düşünceleri ile burjuva yaşam tarzı arasında, arafta kalan Martin Eden çaresizliği mükemmel şekilde ortaya konulmuş.

Söylemeden edemem, kitabın çevirisi beni oldukça tatmin etti ayrıca. İyi çeviri, okuru gerçekten mutlu ediyor. Bu yüzden İthaki Yayınları'na ve Çevirmen Julide Kayaş'a ayrıca teşekkürü borç bilirim.


Artık, Karamazov Kardeşler'e odaklanıp bitirmeye çalışacağım.

Herkese sevgiler!