31 Ekim 2016 Pazartesi

Okuduklarım #47: Doğu Avrupa'ya Yolculuk - Gabriel Garcia Marquez

Merhaba!

Uzun sayılan bir haftasonu tatilinin ardından, pazartesi gününe başlamanın dinamizmini yaşamayı ben de çok isterdim inanın :)

Bu arada başlıkta neden #47 yazdım? Çünkü 2016'nın 47. kitabı benim için :) Çağan doğduktan sonra nedense fazla okuyamayacağım gibi bir endişeye kapılmıştım ama zaman geçtikçe bunun yersiz bir korku olduğunu anladım. Benim için hayat, çalışmaya geri döndükten sonra daha bir düzene girdi. Bu sayede yapmak istediğim her şeye kıt kanaat de olsa zaman bulmuş olduyorum :) Bu kitabı da bölük pörçük zaman aralıklarında tamamladım. Aslında bir solukta okunacak, 139 sayfalık bir kitaptı ama haftasonunda gezeyim tozayım, ev işi yapayım derken dün akşam ancak bitirdim. 



Doğu Avrupa'da Yolculuk
Gabriel Garcia Marquez
Can Yayınları, 2016
139 Sayfa

Çok dile getirdiğim bir mevzu değil fakat söyleyeyim, ben Marquez okurken hep bir tedirginlik duyarım; büyülü gerçekçi bir yazar olduğu için metinlerinde hep havada kalan bir şeyler olur benim için. - Belki de ben gerçekçi metinlerden hoşlandığım için oluşan bir tedirginliktir bu, bilemiyorum. Bu kitabı alırken de bu ikirciklenmeyi yaşadım, ama Doğu Avrupa merakım baskın çıktı.

Kitabı elimden aldığım andan itibaren sardı beni konusu. Demir Perde ülkeleri her zaman gizemlidir ve yukarıda belirttiğim gibi benim her daim merakımı cezbeden zaman-mekan kombinasyonuna sahiplerdir. Marquez bu sefer gazeteci dili kullanmış; Doğu Avrupa seyahatini oldukça kuvvetli gözlemleri ve mükemmel betimlemeleriyle aktarmış okuyucusuna. Doğu Almanya'dan başlayıp Sovyetlere dek uzanan büyük bir coğrafyadaki insan panoramasını resmetmiş; çoğu hüzünlü, duygusal, ketum insanlar bunlar. Kimisi duygularını kelimelere dökmekten bile çekiniyor.. Bunda içinde bulunulan siyasi ortamın da etkisi oldukça büyük. -Gözlemlerini o yıllar itibariyle gerçekleştirmiş Marquez, okurken bunu göz önünde tutmanın büyük önemi var.

Ülkelerin genel panoramaları da bir hayli ilginç. Sadece sanayinin üzerine düşen ülkeler olduğu gibi, savaştan büyük yaralarla çıkan kentlerin aslına sadık kalınarak yeniden inşasına dair ilginç bahisler de var kitapta. 

Ben kitabı okursunuz diye burada doya doya bahsedemiyorum, ama seyahat yazılarına ilginiz varsa muhakkak okuyun derim!

2 yorum:

  1. evde bekleyen başka kitabı olmasa hemen alır okurdum, çok güzel anlatmışsın:)

    YanıtlaSil
  2. ah o bekleyen kitaplar ve onların insanın gözüne "önce beni oku, sonra git kitap al" der gibi bakması :))) teşekkür ederim canım benim :)

    YanıtlaSil