28 Kasım 2016 Pazartesi

Okuduklarım #52: Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler, Yalçın Tosun

Merhaba!

Uzun zamandır yazamadım, hatta bitirdiğim bir önceki kitabımın yorumunu giremedim. Kasıma güzel başlamıştım ama genel bir kırık hava ile devam ediyorum. Daha iyilerine olan daim ümidimle..



Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler, Yalçın Tosun
YKY Yayınları, Nisan 2016 (7. Baskı)
87 Sayfa

Yalçın Tosun okumaya uzun zamandır heves ediyordum, geçen ay sipariş verdiğim kitaplar arasına ilk kitabını bu nedenle ekledim. Son günlerde iyice durgunlaşan sayfalar arası kişisel maratonumda ivmeyi biraz artırmak için de bir can simidi oldu bana.

16 öyküden, 16 çarpıcı öyküden oluşan bir kitap. Sert, karanlık, hüzünlü ve üzücü cümlelerle örülmüş bu öyküler. Bana fazla geldi hatta; kitapta hüküm süren genel kasvet zaten ağırlaşmış ruhumu iyice ağırlaştırdı. 

Genel olarak oldukça sevilen ve takip edilen yazarla, ben iyi bir ilişki kuramadım. Zaten her yazarla aram iyi olsa kendimden şüphe ederdim.

Herkese sevgiler!

18 Kasım 2016 Cuma

Okuduklarım #50 Mezeci Çırağı, Özkan İrman ve İzlediklerim #2 Gayri Resmi Hürrem

Merhaba!

Salyangoz hızında okuyanların birincisi hala benim sanırım! Aslında kitabı bitireli de bir zaman geçti fakat ben yorum yazısını ancak girebiliyorum. Araya bir takım işler ve bir tiyatro oyunu girdi :)


Mezeci Çırağı, Özkan İrman
Alakarga Yayınları, 2016
87 Sayfa

Arka kapak yazısından başlayalım.

"Özkan İrman, Mezeci Çırağı adlı kitabında, 70'li yılların Bursa'sına götürüyor bizi. O yılların Bursa'sında Pirinç Hanı, ilin en gözde hanlarından biridir. Bir yanda demirciler demir döver, bir yanda dericiler çalışır, ustalar, çıraklar, kendilerine özgü han dünyasında yaşayıp giderler. Yazarın anılarına dayanan bu anlatı, o yıllarda Pirinç Hanı'nda, babasının yanında "mezeci çıraklığı" yapan bir çocuğun gözünden anlatılır. Birbirinden renkli karakterlerin, dostluğun, dayanışmanın, aşk acılarının yaşandığı, insanlığın bambaşka bir insanlık olduğu 70'li yılların bu sıcak fotoğrafını çok seveceksiniz.

Mezeci Çırağı'nın filme alındığını ve yakında gösterime gireceğini de duyurmuş olalım..."

Kitap bundan ibaret. "Yaşayıp giderler..." eksiği olmadığı gibi fazlası da yok. Ben doğrusu kapağına bayılmıştım, "Kapağı bu kadar güzelse, içerik de on numaradır," diye düşünmüştüm fakat hayal kırıklığına uğradım.

Çarşamba akşamı Şinasi Sahnesi'nde izlediğim "Gayri Resmi Hürrem" de bende Mezeci Çırağı gibi bir etki oluşturdu. Dekor, müzik, bilhassa oyuculuklar harikaydı fakat konu şi,mdiye kadar tekrar, tekrar ve takrar işlenen bir konu olduğu için fazlasıyla tanıdık ve sıkıcıydı. Yeni bir yorum getirilmiştir belki hevesiyle gittiğim fakat ikinci perdenin kapanmasını beklediğim bir oyun oldu.

Herkese şimdiden mutlu hafta sonları!!! :)

14 Kasım 2016 Pazartesi

Okuduklarım #49: Terk Edenler ve Kalanlar, Elena Ferrante

Merhaba!

Bir haftada bir kitabı, hem de en sevdiğim serinin kitabını ancak bitirebilmenin mahcubiyetini hissediyorum! "Napoli Romanları"na zaten oldukça geç başladım. Aslında kitapları hem "Ne olacak?" merakıyla yutarcasına okuyorum, hem de "Bitmese keşke!" diye kendimi frenlemeye de çalışırım. Ama bu sefer belirgin bir yavaşlık yaşadım. Kısa zamanda üzerimden silinmesini diliyorum :)


Terk Edenler ve Kalanlar, Elena Ferrante
Everest Yayınları, 2016
458 Sayfa

Lila ve Lénu'nun öyküsü devam ediyor. Artık her ikisi de çocuklu birer annedir ama yaşamları farklı şehirlerde ve farklı koşullarda devam eder. Lila, kocasından ayrılmış, önceki görkemli hayatını elinin tersiyle ittirip bir salam fabrikasında kendi hayatını kazanmaktadır. Lénu ise çok genç yaşta Profesör olan kocası ile başta mutlu görünen fakat kendini giderek pasif hissettiği bir evlilik yaşamaktadır. Giderek kendini ve yaşadığı hayatı sorgulamaya başlayan Lénu'nun istikameti ne yöne doğru ilerleyecektir? 

Daha Lénu ağırlıklı bir kitap olmuş, onun iç dünyasına daha fazla iniyoruz. Oldukça severek okuduğum bir kitaptı. Ve yine Ferrante en heyecanlı yerinde kitabı bitirmiş! Son kitabı bir an evvel okumam gerek ki, rahata erebileyim :)

Herkese mutlu haftalar!!!

4 Kasım 2016 Cuma

Okuduklarım #48: Gülhisarlı Terziler - Hüsnü Arkan ve "Ekşi Elmalar"a Dair Bir İki Söz

Herkese merhaba!

Hafta başında bir kitap tanıtımı yapmıştım, şimdi de haftaiçinin enn güzel günü olan cuma günü bir kitap yorumu ile haftayı kapatayım :)

Aslında araya mini bir film yorumu da ekleyebilirim. Pazartesi günü gitmiştim Ekşi Elmalar'a.


Güzel beklentilerle girdiğim fakat hiçbir şey hissetmeden çıktığım bir film oldu. Filmin bana verdiği hiçbir şey yok; nötr. Herşeyden bahsetmiş ama hiçbir şey yok ortada. Bir iki sahnede gülümsedim; bir iki sahnede duygulandım. Ama film ne üzerine? Ben anlayamadım...

Başka bir anlayamama durumunu ise Gülhisarlı Terziler'de yaşadım...


Gülhisarlı Terziler, Hüsnü Arkan
Kırmızı Kedi Yayınları, Ekim 2016
213 Sayfa 

Bir önceki kitap siparişimde gelenlerden biriydi Gülhisarlı Terziler. İsmi ile oldukça etkilemişti beni ve yazarlığını oldukça merak ettiğim Hüsnü Arkan ile son kitabı vasıtasıyla tanışmak istemiştim.
Ayhan Demir'in ve Gülhisar'daki Gühisar'a mahkum hayatının anlatımı oldukça değişikti. Kahramanları peşisıra bölümlerde ayrı ayrı konuşturmuş yazar. Ama bu bölümler, karanlık bir odada bir kibrit çakımı sürede görebildiklerimiz kadar bir izlenim sunuyor bize. Arka kapağı okuyunca biraz "spoiler" duygusu yaşadım zaten. Başı ile sonunu ayırt edemediğim; "Ekşi Elmalar" filminin kitap versiyonunu yaşadığım bir okuma süreci yaşattı bana Gülhisarlı Terziler.

Ama çok, çok sevdiğim cümleler vardı kitapta. Haklarını yiyemem; kimisi gerçekten insanı can evinden yakalıyordu:

"Çekmecesi hala sabun ve iplik kokan, annemden kalma bir dikiş makinesi var."
Bu cümle beni aldı, 1992 yılına ışınladı resmen. Halamın pedallı Singer dikiş makinesinin çekmecesi aynen cümlede bahsedilen gibi, sabun ve iplik kokardı. Tuhaf, değişik bir kokuydu; hala ununtamam. O güzel çocukluğumu unutamadığım gibi...

"İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hemen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı?" S.53

"İnsan, dünyaya, hakikatlere tahammül edebilmek için değişik yollar buluyor. Benimki de bu; okumak! Kimi işine sarılır, kimi paraya sarılır, kimi sevgiye, kimi de nefrete. Ben bunlara sarıldım. Bazılarına bu da kifayet etmiyor; okuduğumuz bu kitapları yazıyorlar. Bazen ben de yazıyorum ama onlar gibi yazamıyorum. Yalnızca kendi hayatımın hakikatleri hakkında yazıyorum."

"Dünya zamanla küçülür."

Herkese şimdiden iyi haftasonları dilerim, sevgiyle!